Yazılarımı okuduktan sonra yorum yapmayacak olsan bile yazımın hemen altındaki "okundu" butonunu işaretle olur mu :)
ütopik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ütopik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2014 Pazar

Çok Mu Ütopik/Çok Mu Karamsar... #3

Ne zaman iyi bir şeye girişsem illaki sevdiklerim de bundan yararlansın, o iyi olan şey onların hayatlarında da iyi değişikler yapsın; hayatlarındaki yorgunluk hafiflesin istiyorum. İlk başlarda söyledikleri her bahaneye, çıkardıkları her sıkıntıya göğüs gerip onlarında aslında bunu istediğini görebiliyorum, ellerinde tutup bu yolda yürümelerine yardımcı olabiliyorum (en azından çabalıyorum). Fakat sonra yoruluyorum; kendi sorumluluklarımla beraber pek çok kişinin sorumluluklarını yüklenmekten, sıkıntılarını kendi sıkıntımmışcasına düzeltmeye çalışmaktan. Sonra kendimi de yavaş yavaş o iyilikten uzaklaştırıyorum. Sonra herşey ama herşey arapsaçına dönüyor; agresif, mutsuz, yaptığı işleri usanmışlıkla alt üst eden biri oluyorum. Bu dediğimi uzun süredir yapıp duruyorum hem de o kadar uzun süredir ki ne zaman bu huyun karakterime yerleştiğini hatırlamıyorum bile. Bu sefer böyle olsun istemiyorum ama ne yapacağım onu da bilmiyorum. Boğuluyorum...
-----
Yukarıdaki ruh halim geçiyor gibi(yeni yazmadım yukarıdaki yazıyı). Sanırım çözümü az çok bulmaya başladım. İlacım düşük doz bencillik olabilir belki. Aklıma da başka birşey gelmiyor...
-----
Şu aralar kolayıma kaçıyor diye instagram'da takılıyorum(Sağ sütundan instagram sayfamı bulabilirsiniz). Ama açıkçası orada daha yeni sayıldığımdan sanırım çok fazla sıcak hissedemiyorum maalesef... Boşluk yaşadığım anlarda bloğa yazmak instagrama yazmaktan daha çok rahatlatıyor beni. Keşke bloğumu daha sık güncellesem. Tabi keşke demekle olmuyor bu olay istiyorsam icraate geçmem lazım ama bilmiyorum. Ne zaman bilgisayar başına geçsem bir sürü blog okumak istiyorum, bir sürü yazı yazmak istiyorum. Belki adamakıllı bir sınır koyabilsem daha sık blog yazabilirim. Bloğun ve buradaki gerek yazılarını okuduğum gerek yorum yaptığım herkes ve bana yorum yapanlar ya da en azından bloğumu okuduğunu hissettirenler aslında çok değerli benim için. Bunu da söylemek istedim
-----
4 günlük bir tatildeydik. Aslında tam olarak tatil değilde gezi diyelim. 4 gün boyunca şehir gezdik. Oralar hakkında yazı yazmayı planlıyordum ama emin değilim şuan. Yazarım umarım. Şu üzerimdeki saçma yorgunluğu atmam gerekiyor ama.
(Dinlediğim şarkılar genelde sözleri yerine melodisine, tınısına göre seçiyorum.)
(Normalde Müslüm Gürses dinlemediğim halde bu parçasını "Neredesin Firuze" filminde duyunca kapıldım gittim şarkıya.)

Öyle işte...

24 Aralık 2013 Salı

Çok Mu Ütopik/Çok Mu Karamsar... #2 (Yoruldum...)

Yoruldum; pek çok şeyden. Haksızlık yapan hocalarımdan; panikleyip hata yapan ve hata yaptıktan sonra etrafa suç atan(dışarıya vurmasamda içimden) kendimden; sürekli hatırlayıp durduğum vefat eden dedem için üzülmekten ve yakınlarımı kaybetme korkumdan...
Sık sık yaptıklarımı düşünürken "ilerde böyle böyle yaptım derim" diye düşünüp duruyorum kendi kendime. Bunu yaparken birşeyi unutuyorum asıl önemli olanın şimdi olduğunu; şuan yaptıklarım beni nasıl hissettiriyor?... Belki sürekli içimde barındırdığım gelecek kaygısından kaynaklı bu bilmiyorum. Bu kaygımın nedeni; ileride de şimdi olduğu gibi zorla çalışmak istemiyorum bu sebeple sevebileceğim mesleğin üniversitesini okumak istiyorum ama bu üniversiteyi kazanmak içinse şuanki derslerimi çalışmak zorundayım. Şuanki derslerimi çalışayım tamam diyorum ama çalışıyorum çalışmasınada birkaç hocaya soru götürdüğümde beni aptal yerine koyuyorlar ya; o kadar bıktım ki bu histen(üstelik ne anlama kıtlığı çekiyorum ne de konu eksiğim var, bazı hocalar benim kesinlikle anlayamayacağımı düşünürek anlatıyor ve sırf bu sebeple bazen anlayamıyorum. Sorunun açıklamasını dinlerken 50 defa "anlamadın mı?" sorusunu duysanız dinleyebilir misiniz siz o cevabı?). Özellikle matematikçi. Nefret ediyorum o adamdan. Hayatı boyunca yanlızca ekonomik kaygı taşıyacak ve hiçbir öğrencinin gerçekten sevebileceği bir hoca olamayacak bir insan işte o. Ama bu hocanın yanında o kadar kıymetli ve değerli iki hocam var ki. Hele o iki hocamdan birisinin annesi ve babası geçen hafta 2 gün arayla vefat etti... Baş sağlığı için hocamı aradığımda ne diyeceğimi bilemedim; sesi çok kötü geliyordu. (Hocam bloğumu bilmiyorsunuz ama tekrar Allah rahmet eğlesin.)
Şu ara boğazıma oturan bir öküz var. Bu öküzünde beslendiği pek çok neden var ama malum hayatım okulda geçtiğinden dolayı en çok hocalardan besleniyor. Bilmiyorum öğretmen olmak isteyen ya da öğretmen olan var mı şuan bu yazıyı okuyanlar arasında. Eğer varsa küçük bir rica da bulunmak istiyorum sizden. Öğrencilerinize önyargıyla yaklaşmayın, size yağ çeken yağcılar için ayrımcılık yapmayın, maaşınız çok olsun diye eğitim kalitenizde düşüş yapmayın ya da başka öğrencilerin haklarını gasp etmeyin. Tamam belki geçindirmeniz gereken bir aileniz vardır ya da kendinizce haklı olabilecek başka nedenler ama bu bir öğrencinin dengesini bozmaya değmez, gerçekten... O değerli iki hocamın birisi 40 yıllık diğeri 22 yıllık öğretmen ve ikisinden de o kadar değerli şeyler öğrendim ki(dersi saymadan söylüyorum ama ikiside mesleğinin ehli öğretmenler). İkisine de ne kadar teşekkür etsem az. Öğrencilerin sevgisini kazanmak yerine parayı seçen okuduğum okuldaki hocalar için aynı şeyi kesinlikle söyleyemem(umurlarında olsun ya da olmasın banane). Durumun ne kadarının farkındalar bilemiyorum ama pek farkında olduklarını sanmıyorum...

Şu aralar kesin olarak farkında olduğum birkaç şey var:
Rahatlamaya ihtiyacım var,
Aileme daha iyi davranmaya ihtiyacım var(sinirlerim yıpranınca en kolay onlara çatıyorum çünkü...),
Daha pozitif düşünmeye ihtiyacım var ve
Daha çok dua etmeye ihtiyacım var...
Öyle işte...

23 Ekim 2013 Çarşamba

Çok Mu Ütopik/Çok Mu Karamsar... #1 (Tam Bir Karmaşa!)(Seri olma potansiyeli taşıyan bir yazı)

Kelimlerin oyunu, fikirlerin oyunu, insanların oyunu.. Belki de hepimiz beynimizin birer oyuncağıyız. Yok hayır hepimiz belki de bu dünyada kendini kral sanan bir insanın oyuncağıyız ya daa o da başka insanların oyuncağı. 
Şu hayat saçma sapan bir denklem gibi ve ortada belli bir formül yok, şimdiye kadar pek çok formül uyduruldu ve yarın muhtemelen yenileri uydurulmaya devam edecek. Kimisi gözlerde büyütülmüş, el üstünde tutulmuş insanların formüllerini uyguladıklarını söylese de aslında herkes kendine uydurup uyguluyor o formülü. 
Garip olan ne biliyor musun, bu dünyada insan sayısında fazla düşüncenin, formülün olması. Bunu düşündükçe aklım allak bullak oluyor. Belki de fazla düşünmemek gerek sonuçta bazısının formülünde de düşünmek denklemi bozuyor(!).
-Ehm şey insanı hayvandan ayıran en belirgin özelliği düşünmesi değil miydi? 
-Ama yook sen denklemi çözmek istemiyorsun..
ya da
-Sen kimsin de beni/onu/bizi/onları sorgularsın! Sen aptal mısın!
E napalım o zaman, düşünmeyelim peki, ot yiyip geviş getirelim, arada bir avlanalım et yiyelim, bir iki kükreyip möö leyelim. Düşünmeden yaşamak daha kolay.
Ama, ama ben insan olmak istiyorum.. Evet zor yanları var ama, evet bir bilinmezlik içinde olacağım ama ne bileyim işte hayvanlaşmak yerine problemli bir insan olmak daha mantıklı geliyor bana. 
Al işte bu da benden bir formül, dilersen yakıştır kendine dilersen de buruştur at çöpe ama lütfen "hayır yanlış düşünüyorsun" deme. Senin doğrun belki benim için yalnış belki de benim için hiç bir anlam ifade etmiyor. 
-----------------------------------------
Uff bak görüyor musun inişli çıkışlı yazımı. Yine bir sonuca varamadım ve pekte derdimi anlatamadım. Neyse umarım yaza yaza vararım bir sonuca. Düzensiz uykumdan dolayı da olabilir bu durum tabiki :D Ben gidip uyuyayım bari :)