Yazılarımı okuduktan sonra yorum yapmayacak olsan bile yazımın hemen altındaki "okundu" butonunu işaretle olur mu :)

4 Eylül 2015 Cuma

Son Bir Post Daha Gerçekten :|=

En son yazımda pek çok kişiye yeni blog açınca haber vereceğimi söylemiştim fakat efhamlı tarafım dürtükleyip durdu beni ve bu sebeple sözümden dönmek gibi olmasın ama haber veremeyeceğim üzgünüm :/ Sonrasını biliyorum ben çünkü. Yaa ben haber vermesem de az buçuk yazılarımı okuduysanız tanırsınız beni ^^
Not: Yeni blog açmadım. Sadece küçük bir özür mahiyetinde yazıyorum bu yazıyı...

10 Ağustos 2015 Pazartesi

-SON-

Biliyorum geçen Paul'e elimde olmayan bir neden olmazsa bir 5 yıl daha yazarım demiştim. Şuan ki sebep bir nevi elimde olmayan bir sebep aslında. Sadece artık buraya yazmak istemiyorum çünkü yazarken "şu ne düşünecek?, bu alınır mı?, acaba falanca okur mu bu yazdığımı?" gibi düşünceler beni boğmaya başladı. Bloğumu o kadar çok kişi biliyor ki günlük hayatta tanıdığım. Yeni bir blog açarsam açıkçası günlük hayatta tanıdığım kimseye söylemeyi de düşünmüyorum, tekrar ediyorum "açarsam"... Çok değerli arkadaşlıklarım oldu burada ve emin olun kesinlikle unutmayacağım sizi.
Dile kolay geliyor bırakıyorum burayı demek ama 2,5 aydır o kadar çok düşündüm ki bu konu hakkında. Bu sebeple lütfen suçlamayın beni, çünkü görüldüğü kadar kolay olmadı bu kararı vermek.
Bir varmış, bir yokmuş. Uzak diyarlarda yaşayan kırmızı bir başlığı olan küçük bir kız yaşarmış. Hasta büyükannesine ziyarete gidecekken yolda bir kurta rastlamış. Kurt sormuş "Naber Kırmızı?", küçük kız cevaplamış:

"Öyle İşte "

6 Ağustos 2015 Perşembe

Rengarenk Çekiliş

Yine bir çekiliş :) Neler olacak bakalım :)
Çekiliş bloğu için tık tık

Zen Mutfakta ^.^ #5 -Çilekli Limonata-

Merhabaaa :) Epeydir aklımdaydı bu limonatadan yapmak ama erteleyip duruyordum. Sonunda bu sıcaklarda soğuk su ve buzlu çay içmekten gına gelince farklılık olsun diye yapayım dedim. Tarifi aldığım videoyu ekliyorum hemen :)
Videoyu izlemeye üşenenler için özet geçeyim ben bir de :D
Malzemeler:
5 limon
1 su bardağı şeker
300-400 gr çilek
5 su bardağı su(ben göz kararı ekledim suyu)
İsteğe bağlı nane(süslemek için kullanmışlar sanırım. Normal limonatada nane çok güzel oluyor ama ben buna eklemedim çünkü evde nane yoktu :D )
(Resmi ben çektim ve inanınki bu kadar güzel çıkmasına ben bile şaşırdım. Sanarsın profesyönel makineyle çekilmiş :D )
Yapılış:
Limonların kabuğunu rendeleyip şekerle karıştırıp bir köşede bekletin(videoda söylemiyor bu yöntemi. Limon kabuğu ve şeker beraber bekleyince iyice özleşiyor ve çok güzel oluyor tadı.). Limonları sıkın. Rondo doğrayıcı ya da milkshake yaptıkları ismini bilmediğim alette çilekleri limon suyunu ve şekerli limon kabuğunu iyice karıştırın. Üzerine bir su bardağı su ekleyerek karışımı iyice sıvılaştırın. 2,5 litrelik sürahide yaptım ben bu karışımı(biraz daha su ekledim tabii ki) tadı fazla yoğun oldu. Muhtemelen ikinci bir sürahinin yarısına da bölünüp üstüne biraz daha su eklenerek hazırlanırsa hem daha az yoğun bir tad elde edersiniz hem de daha fazla limonatanız olur :D

Afiyet Olsun :)

Şarkısız olmaz değil mi :)


Öyle İşteee :))

4 Ağustos 2015 Salı

Vesikalık D'OH Üniversitede Buharlaştı :P

Yazı yazmak için geldim bloğa, sonra geçen gelen yorumları yayınlamadığımı görünce en iyisi önce bir onları yayınlayayım dedim ama ne yaptım bilin bakalım: yanlışlıkla yorumları sildim! Buradan Gebbu, Şeyma ve yeni takipçim Tuğba Doğan dan özür diliyorum. Yorumlarınızı telefonumdan okumuştum ancak telefondan yoruma cevap vermekte problem yaşadığım için yayınlamayı ertelemiştim :( Silince nasıl panikledim anlatamam. Geri al butonu niye yok yorumlarda yaaa~~

Şu ara üniversite kayıtlarıyla uğraşıyorum. Gebbu'nun uyarısıyla da ehliyete başvuracağım inşallah. Hangi bölümü kazandığımı da nihayet açıklayayım. Aslında bu yazıda hiç belirtesim gelmedi, bu konu için ayrı yazı yazmak istiyordum ama iyice gecikecek öyle olursa. İstediğim bölüm Moleküler Biyoloji ve Genetik di ve kazandım. Umarım başarılı bir üniversite-iş hayatım olur ve insanlığa yararlı çalışmalarım olur.

Pazartesi günü vesikalık çekinmeye gittim. Normalde pek çok kişinin bildiği gibi fotoğrafçıların hemen hepsinde photoshop yapma hevesi vardır ama bu heves maalesef hepsine yetenek getirmez bu yüzden de çekindiğimiz resimlerimiz bizim dışımızda herkese benzer. Hah işte ben daha önce vesikalık çektirdiğim fotoğrafçı da bu sıkıntıyı baya büyük bir şekilde yaşadım ama yine gittim aynı fotoğrafçı da resim çekindim çünkü çok ilgililer. Resmi çekip müşteriye gösteriyorlar ve beğenmezse tekrar çekiyorlar falan. Bu sefer fotoğraf çekindikten sonra uyardım shop yapmamaları için ve gayet iyi bir sonuç aldım. Üniversite kimliğim ve (inşallah) ehliyetimde bu resmin olmasından hiç rahatsızlık duymayacağım. Aklınızda bulunsun, shopsuz daha güzel oluyor resimler. Zaten ellerindeki makine oldukça kaliteli ve bir ton flash patlıyor suratınızda. Daha ne kadar eklemeye ihtiyacınız var ki.

Hava ne kadar sıcak yaaa~~ Buharlaşacağım valla -.-"

Not: Başlığın saçmalığı için kusura bakmayın, son mimin etkileri bunlar hep :D

Şarkının konularla hiçbir alakası yok. Telefonumda biriktirdiğim indirilecekler şarkı listemdeki şarkıları dinliyorken denk geldi ve dilime dolandı :D 

Öyle İşte :)

29 Temmuz 2015 Çarşamba

Saçmamaçsız Mim :D

Çok sevdiğim blogger arkadaşlarımdan birisi olan Sıla mim yapmış ve beni de mimlemiş :) Bol bol mim yapıyorum biliyorum ama mazur görün; düzgünce blog yazmaya başlamadan önce elimin ısınması lazım :))
Sıla'nın mim yazısı için tık tık
Sıla'nın bloğu için tık tık
1 ) Odanızda veya evinizde orada olduğunu unuttuğunuz bir nesne bulun Bu  nesne ile bir anınız var mı?
Masamın çekmecesinde 3D sinema gözlüklerim var. Normalde sinemalarda emaneten alınan 3D gözlükleri artık sinemalar halka satmaya başladı. Satın alıyorsun ve her sinemaya gideceğinde yanında götürüyorsun. Valla anı bulamadım ama yaa :/ Tek bildiğim o gözlükleri 2 defadan fazla kullanmadığım çünkü 1.5 senedir üniversite sınavı yüzünden sosyal hayatım 0'a yakındı.

2 ) Aklınıza gelen soğuk bir espriyi yazın . Eğer aklınıza gelmiyorsa 2-3 kelime saçmalayın.
Sıla, kitap hakkında bir espiri yapınca benim aklıma da kitap hakkında bir espiri geldi.
Nefes kesici bir roman yazdım, ilk okurum öldü :D

3 ) Yine aklınıza gelen biri ya da nesnenin adı ile akrostiş yazın ama yazdığınız akrostiş az ya da çok o şey veya kişi ile ilgili olsun.
Melodi ve sözlerin birleşmesiyle oluşan bir şölen
Üzüldüğümde, mutlu olduğumda, sinirlerim bozuk olduğunda,
Zorluklarla karşılaştığımda ya da sadece güne hazırlanırken bile
İlk başvurduğum sensin
Kulaklarımın ve zihnimin besinisin müziğim benim :P :D

Sonlara doğru saçmaladım biraz ama neyse :D

4 ) Seni kim mimlediyse şimdi onun blogunu -sitesini- açıyorsun ve onun bu soruya verdiği cevaptan ilginç bir kelime seçiyorsun . Ve döngünün devam etmesi için yine ilginç uzun ve saçma bir cümle kuruyorsun . Lütfen ben bir kuş gördüm .Yada bizim evde oyuncak ayı var gibi cümleler olmasın olabildiğince uzun ve saçma cümleler olsun . Hadi saçmalama potansiyeliniz görelim :D
Seçtiğim kelime: Karahindiba
Uzaydaki evimin bahçesine diktiğim karahinbalarımı yolan bahçıvanı kovduğum gün dünya yolunda karşılaştığım teyzenin uzay mekiğinin egzozundan çıkan kızartma yağı kokusu bluzuma sindiği için jüpiter gibi uzak bir gezegene telefonumu ve ketılımı almadan gelemem.
Oldu herhalde :D

Bittiiii :)
Daha önce yorum yapmadığım bir blogger'ı mimleyeyim bakayım ama hiç yorum yapmadığım ama takip ettiğim bir blogger var mı emin değilim.
Veee aramalarım sonucunda bulamadım öyle birini :( Ben Burcu'yu mimliyorum. Şuan Japonya'da olması lazım(epeydir blog okumayınca onu da takip edemedim :( ) Müsait olduğunda yapar umarımm :)
Burcu'nun bloğu için tık tık

Öyle İşteee :))

26 Temmuz 2015 Pazar

Ben Küçükken -Mim-

Deep'in beni ne zamanalarda mimlediği mimi nihayet yazabiliyorum. Kusura bakma Deep.
Deep'in bloğu için tık tık
Küçükken Ay Savaşçısı animesindeki Chibiusa olmak için kuzenimle kavga ederdim. Tabi o başka şehirde yaşadığı için onun olmadığı bütün zamanlarda da hep Chibiusa ben olduğum için o buradayken de ben olurdum :D (Chibiusa görseldeki karakter :) )
Bana küçüklüğümden beri karga derler; iki sebepten dolayı. İlk sebep: Parlak eşyaları çok sevdiğim için. Kaybolan takılar falan hep benim dolabımdan çıkarmış. Hatırlıyorum hatta, yüzükler parmaklarıma büyük geldiği için barbielerime taç yapardım onları :D İkinci sebepse çok şarkı söylemem. "Lay lay lay laaaaaa" tarzı şarkılar. E yani küçük çocuğum sesim ne kadar güzel olabilirse :D
Küçükken birkaç lakabım daha vardı: Kıvırcık marul, portakal çiçeği. Kıvırcık marul: Saçlarım kıvırcıktı anlaşılacağı üzere :D Tabi ben saç bağlatmayı falan hiç sevmezmişim, saçlarım darmadağın gezermişim. Portakal çiçeği: Bu lakabı halam söylermiş bana, sebebini bilmiyorum.
Küçükken hiç yerimde durmazdım; hiperaktifmişim bir nevi. Bebekken bile uykumda hareket edermişim, annemgil korkarlarmış bu durumdan :D Bir sürü dikiş izim var bu denli hiperaktifliğimin hediyesi olarak. Tabi şuan biraz duruldum hatta baya duruldum.
4 yaşımdan beri resim yapıyorum. Küçükken annemin günlüğüne resim çizerdim hep.
Küçükken annemin eşarbını koklayarak uyurdum.
Küçükken yüzme bildiğimi sanırdım. Arkadaşlarıma "Ben yüzme biliyorum. Yüzmek çok kolay zaten. Baak" der ve halının üstüne yüz üstü yatar kulaç atar, çırpınırdım.
Küçükken domatesi çok severdim ve domatesli her şeyi de, özellikle ketçapı. Her şeye ketçap döker yerdim.
Küçükken hep erkeklerle arkadaş olurdum çünkü kızlar sürekli ağlayıp, sızlanıp, mızıkçılık yaparlardı. Ayrıca erkekler sözümü dinliyorlardı; o zamandan beri emir vermeyi severim :D

Her zaman yaptığım gibi Şeyma ve Sıla'yı mimliyorum. Onlar mimlenmemişti sanırım :))
Şeyma'nın bloğu için tık tık
Sıla'nın bloğu için tık tık 

Öyle iştee :))

Hayatı Öğreniyorum: Akrabalık İlişkileri


Küçükken izlediğim çizgi dizilerden birisiydi Afacan Louie. Dışarı çıkma imkanı olmayan bir çocuk olarak hemen hemen bütün bölümlerini yüzlerce defa izlemişimdir. Yukarıda izlediğiniz ya da izlemek üzere olduğunuz bölümü çok severdim ama bir türlü mana veremezdim. Bölümde Şükran Günü için Louie'nin ailesinin evinde davet veriliyor ve akrabalık ilişkilerine değiniliyor. Herkes birbirine küs; kimse birbiriyle konuşmak hatta görüşmek istemiyor. Yaşım büyüdükçe çevremi daha iyi sorguluyabiliyor ve anlayabiliyorum. Ne kadar ben küçükken herkesin birbiriyle iyi anlaştığını düşünsem de büyüdükçe görüyorum akrabalık ilişkilerinin aslında Louie'nin akrabalarınınkinden çok da farklı olmadığını. Nasıl ve neden bu hale geliyor insanlar? Birbirlerini sevmedikleri için mi? Belki. Kıskançlıklarından dolayı mı? Olabilir. Farklı görüşlere saygı duyamadıkları için mi? Kesinlikle. Uzun süredir görüşmediğim akrabalarımla(sınav senesi yüzünden) bayram ve sonrası oldukça sık görüşmeye başladım. Yetişkinler bir kısmı hariç daha çok yaşıtlarımla görüşmekten de memnunum: ne kadar hepimiz 15-20 yaş aralığında bulunsak da yetişkinlerden daha olgunmuşuz gibi geliyor çünkü birbirimizin farklı düşüncelerine saygı duyuyoruz. Evet, hepimiz insanları daha çok sorguladığımız ve tanımaya çalıştığımız yaşlardayız ama en azından tanımaya çalışıyoruz, yetişkinleri eleştirdiğimiz zamanların dışında hiçbir konu da olanları kestirip atmıyoruz. Umarım değişen ve değişecek huylarımız arasında sabit kalabilecek olan bir huy olur saygı.
---------------------------------------------
Epeydir ne yazı yazıyorum ne de blog okuyorum. Ramazan'ın etkisini üstümden atamadan pek çok şey yaptığım için ihmal edilen yerlerden birisi de bloğum oldu. Affedin. Aklımda bir ton şey var, yavaş yavaş yazmaya çalışacağım. Kendinize iyi bakın :)

Öyle işte ^^

12 Temmuz 2015 Pazar

"Hayattan Beklentiniz Ne?"(video)

Kendimiz için biraz oturup düşünmemiz gerek...

Resmi İlişkiler ve Mezunlar İftarı

Bir ortama girildiğinde aramızda resmi bir ilişki bulunan kimselerle karşılaşınca selam vermek... Selam vermek için baktığımda karşıdaki bakmıyor ya da ben bakmadığımda o selam vermek için bakıyor ya da ben selam veriyorum o bakarken ama o kişi suratını çeviriyor ya da nasıl olsa selam vermez diye ben bakıp tam yüzümü çevirirken selam verdiğini görünce berbat hissediyorum. Evet, bunların hepsini tekrar tekrar yaşadım, yaşamaya devam ediyorum ve bütün hepsinden de nefret ediyorum. Bugün okulumun mezunlar iftarındaydım. Çok samimi olmadığım hocalarımla karşılaştım, çok samimi olmadığım tanıdıklarla karşılaştım(alt sınıftan kişilerde vardı. Mezun olmamış kişilerin gelmesine de ayrıca mana veremedim.). Hepsiyle de kısır döngü gibi bu problemi yaşadım. Selam vermek zorunda kalmamak için etrafımdakileri görmemezlikten geldiğimde inatla yüzüme baktıklarındaysa sinirim bozuldu, sanki yeni farketmişim gibi "Aaa, merhaba. Nasılsın?" falan filan. Eskiden resmi ilişkileri daha çok seviyordum çünkü insanların arasında belli bir mesafeyi koruduğunu düşünüyordum ama açıkçası şuan resmi ilişkilerden nefret ediyorum. İnsanlar samimi olmadığı hatta hiç sevmedikleri insanlarla karşılaştıkları anda "Ah canım, nasılsın? Geçen başına şöyle şeyler gelmiş, geçmiş olsun." moduna giriyorlar. Sevmiyorum işteeee!!! Hatta normaldeki düşüncelerini bildiğim insanların gözümün önünde tavır değişimlerine şahit olunca o kişilere de çok sinirleniyorum. Sevmiyorsan belli et işte. OFF!!!
Aslında gitmeyecektim bu iftara ama yakın bir arkadaşım(belki de sadece yakın sanıyordum) çok ısrar etti gelmem için ve bende kabul ettim. Sanıyordum ki sadece ikimiz takılacaktık ama benim gıcık olduğum onun yakın arkadaşı olan kız da beraberinde olunca akşamın keyfi falan çıkmadı. Sırf saçma sapan muhabbetlerden kurtulabilmek için iftarı yapıp ayrıldım o ortamdan. Zaten görmeye bile tahammül edemediğim iki kişi daha oradaydı(ikisini de farklı sebeplerden dolayı görmek istemiyorum: birisi saçma sapan bir nedenden dolayı kavga ettiğim arkadaşım(ki aramızın açılmasını istediğini açık açık suratıma söyledi), diğeri de sebepsiz yere aramıza mesafe koyan ama bir sürü ortak noktamız olan hatta konuştuğum zamanda da samimi olduğum başka bir arkadaşım.). Resmen yemek yerken ellerim titriyordu, ortamda o kadar bulunmak istemiyordum yani...
Gitmemek daha hayırlı olurmuş sanırım benim için. Muhtemelen gelecek yılki yemeğe katılmayacağım. Görmek istemediğim insanlar kendi hallerinde ne yaparlarsa yapsınlar, I'M OUT!!!(BEN YOKUM!!!)
(Kendisi de şarkı sözleri de hatta özellikle klipleri de çok abzürt olsa da Nicki Minaj'ın şarkıları ister istemez çekiyor beni. Bu da Mayıs'dan beri favorim şarkısı.)
Bu arada "Night is still young so are we(Gece daha genç, bizde öyle)" sözlerinden hareketle gidip bir spor yapayım sahur yaklaşmadan. Hadi iyi bakın kendinize, bozmayalım sinirlerimizi :)

Öyle İşte~~

11 Temmuz 2015 Cumartesi

İstanbul Seni Hapsetmiş :)

(Bu şarkıyı İstanbul'dayken radyoda dinlemiştim o sebeple ekledim. Ne kadar aynı sözleri tekrar edip dursa da güzel şarkı, seviyorum ben :) )
Bu aralar ihmal ettim bloğu evet ama inanın kafam o kadar dolu ve meşgul ki. Mümkün olduğunca uğramaya çalışıyorum buralara. Blog okumayı da çok ihmal ettim. Geleceğim merak etmeyin ^^
İstanbul'a ilk kez gittim ve bu olay 17 yaşımda oldu olaya bak :D Neysem efendim ilk izlenimlerimi ve birkaç resmi paylaşacağım. Bu arada şuan sadece Üsküdar, Kadıköy'de biraz dolaştım. Avrupa yakasında ise tamamen yarım yamalak bir turlama yaptım. Ha bir de Eminönü'ne gittim ama Mısır Çarşı'sı kapalı olunca gezesimiz gelmedi :/
İzlenimlerim:
- Şehrin girişinde bizi karşılayan yük gemileri ve fabrikalar o kadar rahatsız hissettirdi ki beni. Çok sinir bozucu geliyor bu denli fazla fabrika, umarım birisi bu olaya bir çözüm getirir. 
- Bir kere bir dönüşü kaçırdın mı başka dönüş bulamayıp amacından tamamen alakasız bir yere gidebiliyorsun ve asıl istediğin yere gitmen bu yüzden çok uzun sürüyor. İstanbul'da insanlar motosiklet veya bisiklet kullanmıyorsa bence ulaşım çok sıkıntılı(A-aa biz bilmiyorduk demeyin, ilk defa gidiyorum ve bana farklı gelenleri paylaşma niyetindeyim.)
- Şehir o denli kalabalık ki insanlar üstüste. Çok ilginç ve hoş mekanları, yerleri hatta sokakları var tamam ama uzun süreli yaşamak baya bir problemmiş gibi hissettirdi.
- Ürünler(her yerde böyle olmayabilir) çok gereksiz pahalı; özellikle meyveler. 8 liraya kayısı mı olur arkadaş?!?! Hani her yerde var kazıkçı esnaf ama İstanbul da ki esnaf kudurmuş yani.
- Semtten semte geçmek şehirden şehre geçmek gibi çünkü hem yol uzun hem de o kadar farklı ki semtler. Bir semt öğrenci ve orta halli insanlarla doluyken bir semt aşırı zenginlerle dolu olabiliyor. Oldukça farklı geldi bana bu durum. 
- Vapur harika bir şey. Zaten oldum olası denizin üstünde giden bütün araçlara ilgi duymuşumdur.
- Balık ekmek yedim Beylerbeyi'nde Yakamoz diye bir restorantta. Çok sevdim o restorantı da bu arada :) Aşağıda da resmi var.
-Çengelköy'de İskele Çınaraltı Çay Bahçesi'ne girdik ve bin pişman olduk resmen. Adamlar göz göre 25 liralık dondurmayı 60 liraya vermeye çalıştılar, bari dondurma normalin üstünde bir kalitede olsaydı ama normalin altında bir kalitesi vardı sadesi dışındaki dondurmalarının.  Babam gıcık oldu adamlara "Böyle üç kağıtçıyla uğraşmaya, sinirlere bozmaya değmez" dedi ve geçti ama sinir olduk hepimiz yinede. Servisi de çok kötüydü. Lokma tatlısı da istemiştik tatlıyı poşetle getirdiler, kalanı yanınızda götürürsünüz falan dediler. Çatal dahi yoktu, kürdan getirmişler. Saçma sapan bir yerdi. Sadece boğaz manzarası vardı...
- Kadıköy'de bir şeyle karşılaştım ve çok güldüm. Arabalar tramvay yolundan gidiyorlardı. Hatta tramvay önde arabalar arkada o kadar çok karşılaştım ki bir türlü denk getirip resmini çekemedim. Ama tramvay yolunda bir taksi yakaladım :)
-Çok ilginç yabancı seyahat gemileri vardı. Onlardan birisini çektim sizin için ^^ (Sağ tarafa odaklanın lütfen :D )
- İstanbul' benim açımdan özet geçmek gerekirse oldukça karışık ve işlek bir tatil şehri. Hem deniz ve fırsatçı esnaf var hem de büyük büyük iş merkezleri ve fabrikalar var.
Bir daha ki gidişimde daha ilginç bir şeyler görebilmeyi diliyorum. Mesela sokak şarkıcısı olabilir ya da Kore restorantlarından birine gidebilirim umarım :)

Öyle işte ^^
Edit: İskele Çınaraltı Çay Bajçesi'ni "Tarihi" Çınaraltı Çay Bahçesi olarak yazmışım. Doğrusu "İskele"

1 Temmuz 2015 Çarşamba

#2 Üniversite Sınavına Hazırlananlar için Tavsiyeler

Bu seriyi yazma isteğim tamamen kaçtığı için sadece kısa özet birkaç tavsiye verip bitirmeyi düşündüm. Gerek yok fazla ayrıntılı yazmaya.
-Kesinlikle unutmamanız gereken bir şey var: Kendinizi başkalarıyla karşılaştırmayın ve SAKIN HA kendinizi küçümsemeyin. Diğerlerinin şartlarıyla sizin şartlarınız aynı değil aklınızdan çıkarmayın. Sizin yaşadıklarınızın aynısını aynı şekilde kimse yaşayamaz.
-Kendinize adam gibi ders programı hazırlayın. Abartılı bir program olmamasına dikkat edin. Hazırladığın programa 1 gün deneme süresi verin, sonucuna göre devam edin ya da programınızdaki değişiklikler yapın.
-Etrafınızda çalışmalarıyla övünen vıdıvıdıcıları umursamayın.
-Başarılı olup da çalışmadığını söyleyenlerin yalan söylediklerini SAKIN unutmayın.
-Kendinize hedef belirlemeniz çalışmanızı kolaylaştırır ve azminizi arttırır.
-Asıl odaklanmanız gerekenin kazanacağınız bölüm olması gerektiğini unutmayın. Pek çok sorun yaşamanız olası ama sorunları gerekirse görmemezlikten gelin. Adınız sorumsuza çıkacak olsa bile.
-Aşk meşk olaylarına dallanıp budaklanmayın, dikkatinizi dağıtmayın.
-Masa başında çalışmakta zorlanıyorsanız bütün işlerinizi masa başına taşıyarak masada oturmaya alıştırın kendinizi. Telefon oynayacak olsanız bile masa başında oynayın.
-Psikolojinize destek olmayı unutmayın. Sizin rahatlatan uğraşlara da vakit ayırın. Mutlu olduğunuz uğraşlarla uğraşmayı vakit kaybı olarak görmeyin.
-Okuduğunuzu anlamanızı geliştirmek için kitap okuyun ama basit kitaplar değil; denemeler, klasikler okuyun.
-Özellikle ygs de ciddi süre sorunu yaşanıyor. Bu sebeple kronometreyle süre tutarak test çözün.
-Sinirinizi bozan insanlardan uzaklaşmaya çalışın. Uzaklaşamıyorsanız duymamazlıktan gelin. Durumlara göre farklı çözümler üretebilirsiniz.
-Sinirlenmeniz, üzülmeniz sizi ders çalışmaya daha çok yakınlaştırsın; uzaklaştırmasın.
-Problemlerinizi anlatabileceğiniz birisi olsun; içinizde biriktirmeyin.
-"yetişiremeyeceğim", "ben zaten bu dersi sevmiyorum/anlamıyorum/yapamıyorum", "bu dersin hocasına gıcığım bu yüzden çalışmayacağım" gibi düşünceleri kafanızdan atın. Bunlar emin olun en büyük ayak bağlarıdır.
-Ders çalışmaktan zevk almaya çalışın, gerekirse müzik dinleyerek çalışın dersinizi.
-İnsanların size "müzik dinleyerek ders mi çalışılır?" tarzı sözlerini takmayın; herkesin farklı çalışma teknikleri vardır.
-Her şeye rağmen mutlu ve özgüvenli olmaya çalışın.

Aklıma gelenler bunlar, ekstra bir şey ekleme ihtiyacı duyarsam bu seriye bir yazı daha ekleyebilirim. Hadi kendinize iyi bakın. Sınav adaylarına şimdide  başarılar!!! Danışmak istediğiniz bir şey olursa yorumla yazabilirsiniz ^^

30 Haziran 2015 Salı

Yine Çekiliiş :)

Tamam, abarttım bu çekilişleri. Bu son olacak diyemem maalesef :D Hadi kaçtım been :)

Zen Mutfakta ^.^ #4 -Çilekli Yaş Pasta(Ayrıntılı, bol püf noktalı tarif)-

Merhabalar!!! Uzun süredir tarif paylaşmıyordum. Bugün küçük kardeşimin siparişi üzerine çilekli yaş pasta yaptım. Aslında gereğinde biraz fazla zaman aldı çünkü hem bayadır pasta yapmıyorum(pratiğim azalmış) hem de oruç nedeniyle ağır çekim hareket ediyordum resmen. Yaklaşık 3,5 saat harcadım bu pasta için -.-" Her neyse sonuçta şuan bir mutfak yazısındayız, o zaman hadi müziği başlatıp tarife geçelim :))
(Şarkının aslı Blues Brothers'ın ama ben Chicken Run(Tavuklar Firarda) animasyonundaki versiyonunu dinlemeyi daha çok seviyorum. Bu arada harika bir animasyondur, tavsiye ederim ^^)
 
Pastanın Keki için Malzemeler:
4 yumurta
1 su bardağı toz şeker
1 su bardağı tepeleme un
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
1 paket vanilin(küçük paketlerden)

Pastanın Ara Kreması için Malzemeler:(Kremanın asıl tarifi için tık tık )
3 su bardağı süt
2,5 yemek kaşığı tepeleme un
1 yemek kaşığı tepeleme nişasta
4 yemek kaşığı şeker
1 tatlı kaşığı vanilya
1 poşet krem şanti
Ayrıca benim eklediğim 8 tane orta bot çilek(isteğe bağlı arttırabilirsiniz)

Pastanın Üstü için Malzemeler:
1 poşet pasta kreması(bu isimde hazır satılan kremalardan, krem şanti gibi toz satılıyor)
1 poşet krem şanti
9 tane orta bot çilek
3 tablet sütlü çikolata
2 tablet bitter çikolata

Diğer gerekli eşyalar:
26-25 cm lik kelepçeli kalıp
yağlı kağıt
Kekin yapılışı:
Yumurtalar(oda sıcaklığında olacaklar) ve şeker kuru bir kapta iyice köpürene kadar çırpın. Ardından diğer malzemeleri de üstüne ekleyip homojen oluncaya kadar çırpın. Kelepçeli kalıbınızın tabanını takmadan önce kare şeklinde yağlı kağıdınızı tabanın üstüne örtün ve kelepçesini takın. Ardından fazla kalan kenarlarını kesin. Sonra kek karışımınızı dökün(Kalıbınızın kenarlarını önceden biraz yağlarsanız kekinizin çıkması daha kolay olacaktır). Kek karışımınızın üzerinde kabarcıklar göreceksiniz. Bu kabarcıklar geçinceye kadar kalıbınızı sert bir zemine vurun. Ardından 175 derecelik önceden ısıtılmış alt-üst fansız fırında üstü pembeleşinceye kadar pişirin. Kekinizin üstü pembeleşince bir bıçağı ortasına batırın eğer bıçağınız temiz çıkarsa kekiniz pişmiş demektir, fırından çıkarabilirsiniz. Kek soğuduğunda bir bıçak yardımıyla kenarlarını hafif hafif kalıbınızdan ayırın ve sonra kelepçesini açın. Ardından kalıbın tabanını ve yavaşça yağlı kağıdı da çıkarın. Keki ortadan ikiye ayırmak için misina ya da naylon ip çok işinize yarar ama eğer onlar elinizde yoksa yine bıçak yardımcı olacak size :D Bıçakla önce keke orta çizgisi yapın her yanından ve yavaş yavaş kesmeye başlayın. Eğer ilk denemenizse biraz yamuk kesme ihtimaliniz var, benim 3. denememdi herhalde bıçakla ortadan iki ayırmak ve fena değildi kesimim yaa :)


Ara Kreamasının yapılışı:(Tarifi aldığım siteden kopyala yapıştır yaptım.)
Süt, un ve nişastayı karıştırarak pişirin. Şeker ve vanilyayı ekleyip şeker eriyene kadar karıştırın ve soğumaya bırakın. Soğuyan kremaya bir poşet krem şanti döküp 2-3 dakikan çırpın(krem şantiye ayrıca süt eklenmeyecek). Çileklerinizi küp küp doğrayın ve karışımınıza ekleyip ekleyip kaşıkla karıştırın(fazla karıştırmaya gerek yok.)










Üst Kremasının ve kekin süslemesinin yapılışı:
Ayrı kaplarda pasta kremasını ve krem şantiyi hazırlayın(iyice çırpın ki biraz katılaşsınlar.) Sonrada ikisine birbirine karıştırın ve biraz buz dolabında soğutun. Çok donmasınlar çünkü kekin üstüne süreceğinizde zor yayarsınız bu da kekin arasındaki kremanın taşmasına neden olur.

Kare şeklinde yağlı kağıt kesin çok büyük olmasın(santim olarak ölçmek hiç aklıma gelmedi :( ) Sonra külah şeklinde rulo yapın bunu. Çikolatalarınızı küçük parçalara ayırıp bu külaha doldurun ardından tepesini burun(kapatın yani bir şekilde) Mikro dalga fırınınızda bir süre eritin, dikkatli olun mikrodalgada çok uzun süre durursa çikolata yanar. Ardından biraz büyükçe bir yağlı kağıt daha kesin. Sonra içinde erimiş çikolata olan külahınızın ucunu kesin ve dilediğiniz şekilleri çizin yağlı kağıdınıza. Ardında iyice donana kadar buzlukta bekletin.

Ortadan ikiye ayırdığınız pastanızın ortasına iç kremasını yayın. Kenarlarında biraz boşluk kalsın ki taşmasın krema hemen. Üst kısmını kapatın pastanızın ve üst kremasını kenarlara ve üstüne yayın. Bir bıçak yardımıyla kaç dilime ayıracaksanız onu çizgilerle belirleyin. Üst kreması biraz artacak. Eğer sizinde benim gibi sıkma torbanız yoksa bir buzdolabı poşetinin kenarına denk gelecek şekilde kremanızı doldurun, ucuna küçük bir kesik atın ve işte size sıkma torbası! :D Süslemede kullanacağınız çilekler rahatça yerlerinde dursun diye onlara kremadan tahtlar yapın :D Ardından yeşil kısımlarını kestiğiniz çilekleri tahtlarına oturtun. Çikolatalı süslerinizi buzluktan çıkarıp dilediğinizce süsleyin.(Benim pastamdaki çikolatalı süsler küçük kardeşimin zevkine göredir :) )

**Pastanın ortasına yaptığım gibi çilekli hoş bir görüntü yapmak istiyorsanız: bıçağınızla çileğinizi dik tutarak dilimlermiş gibi kesin ama dibine gelmeden bırakın ki o kısım dilimleri bir arada tutsun. Ardından dilimleri yelpaze gibi açın. Bu kadar basit. Çok havalı durmuyor mu ama :D (Soldaki resim alıntı)




Pastanızı buz dolabında 1-2 saat dinlendirin vee Afiyet Olsuuun ^^

Öyle İşte :)

28 Haziran 2015 Pazar

Yolun Neresindeyim Çekilişi

Sergül Abla(Serrose) bloğun 7. Yılı için yol arkadaşlarına çekiliş düzenliyor. Katılmak isteyenlere duyurulur.
(Allah'ım inşaallah ben kazanırım! AMİN! :D )

Yağmur Yağıyor, O Zaman Hadi Biraz Düşünelim...

(Hadi iyisiniz yine sizin için Türkçe altyazılı ekledim şarkıyı :) )
Günlerim dizi izleyerek, orada burada pinekleyerek, akşamları spor yaparak geçiyor. Tabii ki üretken halime geri döneceğim ama bir süreliğine hiçbir şey düşünmeden dinlenmenin benimde hakkım olduğunu düşünüyorum ve şuan kısmen de olsa dinlenmiş hissediyorum. Yine gün aşırı yazmaya başlayacağım inşaallah :)
Normalde bütün mevsimleri seven biri olmama rağmen bu sene yağmurlu havaları(daha çok sonbahar havasını) ayrı sever oldum. Moralim bozuk olduğunda bana ayak uyduruyor, mutlu olduğumda ise huzur veriyor. Her moduma da uydururum hava durumunu işte böyle :D Bu günlerde buralar hep yağmurlu, bol bol şimşek çakıyor ve gök gürlüyor. Ne kadar küresel ısınma sonucu oluşsa da bu havalar ister istemez mutlu oluyorum. Ha bu arada eklediğim şarkının ismi yağmur yağıyor, hem şuan ki hava durumundan dolayı hem de bu aralar sık sık dinlediğim bir şarkı olduğu için bu şarkıyı seçtim :) 
Şu ara yakınmak için seçtiğim popüler konum maymun iştahlılık. Maymun iştahlı biri olmamak için çok çabalıyorum, umarım erişiyorumdur amacıma da. Maymun iştahlılığı bu kadar sevmeme sebebim şu; topluca hevesle girişilmiş bir işte birisi sıkıldığını söyleyip oyun bozanlık yapınca diğer kişilerin de hevesi kırılıyor. Genelde hevesi kırılan taraf ben oluyorum, halbuki herkes topluca karar vermişti, neden bozuyorsunuz ki yaa :/ Ben yine de o işlerde aynı hevesle devam etmeye çalışıyorum ama aynı hevesi tekrar sağlamak bazen çok zor olabiliyor.
Açıklama yapmak konusundan bahsetmek istiyorum biraz. Bazen gereğinden fazla açıklama yaptığımı düşünsem de açıklama yapma huyumdan fazla rahatsız olduğum söylenemez. Yanlış anlaşılmak hoşuma gitmiyor, bu sebeple belki de açıklama çabalarına girişiyorum hemen. Hadi tamam ben fazla açıklama yapıyorum ama bazı insanlar gerekli durumlarda açıklama amacıyla söylemeleri gerek iki kelime için bile niye üşeniyorlar? Cidden bu durumdan dolayı kafam patlayacak yakında düşünmekten. Karşı taraf bir açıklamada bulunmayınca ve benimde zihin okuma gibi bir yeteneğim olmayınca durumu yorumlamakta sıkıntı çekebiliyorum. Genelde bu durumlar kırılmama sebep olabilecek şeylerde oluyor ve sonra benim adım alıngan oluyor. Töbe töbe yaa -.-" Birisi bana anlatabilir mi şunu, bir insan gerekli olduğunda bile neden açıklama yapmaz?

Öyle işte...

(Sakin ol çünkü yağmur yağıyor.)

26 Haziran 2015 Cuma

#1 Üniversite Sınavına Hazırlananlar İçin Tavsiye-Motivasyon-Bilgilendirme Yazısı

Selam. Nihayet yazmaya oturdum bu yazıyı. Biraz uzun olacağı için seri şeklinde yazmaya karar verdim. Baya kapsamlı yazacağım çünkü. Umarım sınava girecek arkadaşlara da faydam olur. Bu arada benim sınavımı sorarsanız; şuan sadece biyolojiden eminim ve iyiydi, diğerleri sonuçlar açıklanınca kesinleşecek. Zaten  önemli olan genel sıralamada nerede olduğum ve hedefimi tutup tutmadığı. Ümitliyim ama :)
Kısaca yazacaklarımı özetleyeyim sonra bir yerden başlayayım yazıya :)

-Yazın sınava hazırlık psikolojisi ve tavsiyelerim
-Okul açılınca hissedebilecekleriniz, yaşayabilecekleriniz ve tavsiyelerim(okul açıldığında yazacağım bu yazıyı)
-Tıpta okuyan birine sorduğum sorular ve cevapları(Bir ara tıp düşünüyordum o zaman yaptığım küçük bir röportaj da denebilir.)
-Benim okumak istediğim bölüm hakkında bilgilendirme yazısı(Bu yazıyı yerleştirmeler yapıldıktan sonra yazacağım, henüz okumak istediğim bölümü açıklamayacağım.)
-Kendi deneyimlerime göre kaynak tavsiyelerim.
(Ayrıca ekstra soru gelirse bildiğimce yardımcı olmaya çalışırım.)

Bu yazımda sınav hazırlık süreci boyunca yaşadığım psikolojiden ve yaptığım çalışmalardan bahsedeceğim. Profesyonel bir sınav öğrencisi değildim ama kendimce taktiklerim ve sorunlarla baş etme yöntemlerim vardı.
11. sınıfın yarısında çalışmaya başladım sınava. MF3 öğrencisi olduğum için çalışmalarımda önceliği biyoloji ve matematiğe verdim. Bütün derslerimde ciddi temel eksiğim vardı bu arada. İşte o yarım dönemde okulun yaptığı etütlere ve hafta sonu kurslarına düzenli katılmaya özen gösterdim. Hocalarım sağolsunlar temel eksiklerimin bir kısmını halletmemi sağladılar ama olay bende bitiyordu sonuçta, test çözmeliydim. Tabi öğrenci kafası bu inekleyenlere bakıp bakıp moral bozup çalışmalarımı hep aksattım. Sınav öncesi son yazılarımda bahsettiğim ailevi birkaç problem de bu dönemde baş gösterdi. Neyse, yazın da bahanelerle de olsa az buz çalıştım. Tabi bu az buz çalışma çıktığım tatilde, gezmelerimde, izlediğim film/dizide vicdan azabı gibi içimi kemirdi. Yine de yazın hem aktif olmaya hem de sınava çalışmaya çalıştım. Derken okul açıldı: Artık 12. sınıftım. Tabi beni bir panik sarmıştı sormayın gitsin. Yazın bitirmediğim konular, ders çalışmadığım zamanlar boğazıma durmuştu(siz yine de aktif olmaya çalışın, psikolojinizi de rahatlatmanız gerek, hep ders çalışamazsınız). Bütün bunların yanında vaktin azalması ve günde 800 soru çözdüğünü söyleyen mahlukatlar durumumu iyice sıkıntıya sokuyordu. Daha motivasyon bölümü yazmaya başlamadım ama şimdiden söylüyeyim arkadaşlar o 800 soru çözdüm diyenlerin hepsi kocaman birer yalancı. Adamlar taktiksel çalışıyorlar; hem ders çalışıp hem de rakip eleme çabasına girişiyorlar. Hiçbir zaman başkasının psikolojisini çökertmeye çalışmayın çünkü başkasına zarar vereyim derken bir bakmışsınız kendiniz zarar görüyorsunuz(o mahlukatlar baya psikolojik problemlilerdi ne kadar gizlemeye çalışsalar da). Neyse ben hemen program hazırlamaya giriştim hocalarımla. Burada değinmek istediğim bir nokta var. Program hazırlayacağınızda, dertleşeceğinizde konuştuğunuz birkaç hocanız olsun. Benim düştüğüm hataya düşmeyin. O kadar çok kişiden çalışma taktiği almıştım ki kafam karman çorman olmuştu, bu yüzden tavsiyelerin hiçbirini dört dörtlük uygulayamamıştım bir süre. Sonra en sevdiğim hocalarımdan birisi olan matematik hocam "Hastalığın olduğunu söylediğinde herkes kendi ilacının iyi geleceğini söyler. Elbet iyi geliyordur ilaçları ama hepsini bir arada alırsan değil, birini kullanırsan." dedi. Yani ilacı bir kişiden almanız tavsiye olunur şahsım tarafından. Ama birden çok hastalığınız varsa hangisine iyi gelecek ilaç hangisiyse ve onu kim veriyorsa ondan alın ilacınızı(farklı birkaç konu için farklı birkaç kişiden tavsiye alabilirsiniz demek istiyorum.) HERNEYSE, bir şekilde başladım çalışmalara ve düşe kalka bir şeyler yaptım. YGS geldi geçti. Sonra LYS dönemi geldi. Benim için en karın ağrılı dönemdi çünkü problemlerimin en yoğunlaştığı dönemdi. Problemlerimle baş etmeyi öğrenene kadar oldukça fazla zaman kaybettim ve her geçen gün "yetiştiremeyeceğim" sözleriyle kendimi yıpratarak ayrıca vaktimi kemirerek geçirdim. Unutmayın, en son yapacağınız şey kendinize "Falanca şu kadar konuyu bitirdi çoktan, ben kesin yetiştiremeyeceğim." demek. Önünüzde sınava 1 saatiniz olsa bile değerlendireceksiniz ve o 1 saat bile sizin için bir umut olmak zorunda(dalga geçmiyorum, ben sınavdan 1 saat önce bile ders çalıştım.). Bu sebeple her dakika ve her saniye kendinize moral verin. ASLA KENDİNİZİ BAŞKALARIYLA KARŞILAŞTIRMAYIN! Sonuç: sınav bitti ve kafam şuan rahat. Tercih dönemi gelsin bakalım neler olacak :)

Bu serinin ikinci yazısında "Yazın sınava hazırlık psikolojisi ve tavsiyelerim" konusunu ele alacağım. Hadi iyi bakın kendinize :) Sınava hazırlanan arkadaşlar, sorularınızı bekliyorum ^^


Öyle İşte :)

23 Haziran 2015 Salı

Mücadeleciler Derneği

Şeyma beni mimlemişti tee 17 Mayıs'ta ama ben lys yüzünden ertelemek zorunda kaldım. Şimdi yapıyorum hemmen mimi :)
Şeyma'nın bloğu için tık tık
Şeyma'nın mim yazısını okumak için tık tık
Mim de bizden istenen bir dernek kurmamız :)



Karakterim gereği pes etmekten nefret ederim. Şartlar cidden çok zordur ve zorluyordur ama yine de pes edişlerim genelde anlık olur, sonra tekrar toparlamaya çalışırım hep. Bu derneği kurmak istememin nedeni de hayatta her neyle olursa olsun mücadele ruhunu taşıyan insanları bir araya toplamak. İnsan, mücadele eden daha çok kişinin arasında bulunca azmi artıyor çünkü :)



Bu mimi kalmışsa yapmamış olan herkesi mimliyorum :)

Öyle işte ^^

20 Haziran 2015 Cumartesi

Şimdilik

(Resim: Lol şampiyonlarından Oktoberfest Gragas)
Sınavlarım bitti. Şimdi, sonuçlar açıklanıncaya kadar hiçbir şey düşünmek istemiyorum.
Kısa süreli de olsa FREEDOOOOOOOMMMMM!!!!!

19 Haziran 2015 Cuma

Duruldum

(Şuan resimdeki gibi bir yerde oturup müzik dinlemek ne güzel olurdu.)
İçim daraldımı kendimi bloğa atar oldum. N'apayım yani,başka kimseyle konuşasım gelmiyor. 
Şuan tek isteğim sınavın güzel geçmesi ve iyi sonuçlar getirmesi. Çok şey istemiyorum ya.

Gidip biraz daha ders çalışayım ben.

18 Haziran 2015 Perşembe

Saygı

Ne zaman toplum olarak birilerinin düşüncelerine saygı duymayı öğrenirsek o zaman büyük bir sorunu çözmüş olacağız. Ne zaman milletin yaptıklarını düzeltmek yerine kendi yanlışlarımızı doğrularımızı seçmeyi öğrenirsek o zaman tam anlamıyla huzurla dolacağız.Riyakarlık, çok bilmişlik, misyonerlik bunların hepsinden nefret ediyorum. Ayrıca misyonerliği sadece hristiyanlar değil müslümanlar da yapıyor hatta bazen insanı zıvanadan çıkarıyorlar. Yoruyorsunuz insanı yaa. Ateistinden tutun müslümanına şuan her türlü insandan usanmış durumdayım, bu usanmışlık sadece dini bakımdan değil siyasi ya da hayati her türlü görüşte saygısız herkesten usandım. Saygılı kim varsa onlar bulsun beni bir lütfen.
"Topuz mu yapıyormuş? Ama Peygamber Efendimiz demiş ki..." 
"Şöyle mi inanıyormuş? Ama yanlış inanıyor, aslında şöyle..."
"Sen şu konuda yanlış düşünüyorsun arkadaşım, cehennemde yanmanı istemiyorum..."
"Çarşaf giymeyenlerin hepsi yanacak."
"Eşarp takmayanların hepsi yanacak."
"İsa'nın Tanrı olduğuna inanmayanlar cehennemlik."
"Gıybet en büyük günah."(Emin olun bu lafı ağzında sakız yapan kişiler zaten en büyük gıybetseverlerdir.)
"Hoca efendimiz diyorki..."
"Tasavvufa göre..."
"Mevlana demişki..."
"Falancanın rivayet ettiği hadise göre..."
"Müslümanların hepsi koyun."
"Hristiyanların hali komedi."
"Sana ateizmi anlatayım bak biraz."
"Atatürk'e sevmeyenler ölsün."
"Tayipcilerin hepsi salak."
"Kemalistler gavur."
TIRIVIRI TIRIVIRI TIRIVIRIVIRIVIRI
Gerçekten yoruldum bunlar ve bunların türevi aynı temele yatan cümlelerden. Eskiden insanlara doğruyu yaymalıyım diye düşünürdüm ama birkaç sene evvel farkettim ki bu dünya da herkes kendi inandığını doğru kabul ediyor ve herkesin inancı kendi aklında mantıklı dayanaklara dayanıyor. Bende bu durumu kabullendim ve kimse bana sormadığı sürece inancımı yaymaya çalışmadım ve çalışmıyorum; benim doğrularım bana onların doğruları onlara dedim, diyorum(bazen bu dediğimi sağlamakta zorlansam da). Ancak insanlar yapmıyorlar bunu. Tek yapmaları gereken başkasının düşüncesine saygı duyup susmak ama susamıyorlar arkadaş! Herkes çok biliyor, herkes en doğruyu biliyor. Yeter be! Anladık iyiliğimi istiyorsunuz, cehennem ataşlarında derimin siyaha bürünmesini istemiyorsunuz ya da aklın doruklarına ulaşmamı istiyorsunuz ama ben kendimi sizin beni düşündüğünüz kadar düşünemiyor muyum sizce? Ha ayrıca birde şu tarz insanlar var; ordan buradan dinledikleriyle kendini inançlı sanan(neye inanıyorsa ona, islamı kastetmiyorum sadece.), araştırmaya erinip başkasının araştırdığını sanki kendi araştırması gibi kullanan. Sadece onlara saygı duymuyorum çünkü benim gözümde ottan farksızlar. Evet, bu grup arasında çok sevdiğim yakınım insanlar var ama gerçekten ne zaman benim inancımı eleştiriyorlar, işte o zaman sinirlerim tepeme çıkıyor.
Haa bir gruptan daha bahsetmek istiyorum. Bu grup yukarıdaki saygısız gruba benziyor baya, aslından ayrı grup olarak adlandırmaya bile gerek yok çünkü bu grup yukarıdaki gruptakilerin hemen hemen hepsinde olan bir özelliği barındırıyor. Nasıl inandığınızı tahmin ediyor ya da bazı şüpheleri olyor bu sebeple yüzünüze yüzünüze sorular yöneltip sizi zor durumda bırakıyorlar. Bu zor durum şöyle: Karşıdakine inanışınızı anlatacak olsanız bile anlamayıp bide anlamadığıyla kalmayarak orada burada sizi kendi yorumlarıyla anlatacağını biliyorsunuz ve bu sebeple daha başında kendinizi anlatmak istemiyorsunuz. Dedim ya yukarıdaki grup işte neredeyse.
Daha nereye kadar tahammül edebilirim bilmiyorum. Üniversitede de bu bahsettiğim grupların okumuş ya da okuyan tayfasıyla karşılaşacağıma yüzde yüz eminim. Tek dileğim aralarında benim doğrularıma yakın doğrulara sahip kimselerle de tanışmak.
------------
Gerçekten tek derdim üniversite sınavı olsa belki kaldırabilirim ama o kadar çok şey var ki kafamda, o kadar olay oluyorki etrafımda; başım dönüyor, midem bulanıyor. Bütün sene uğraştığım sıkıntıları ve halen uğraşmakta olduklarımı düşünüyorumda... Sadece derin bir OF çekiyorum ve geri dönüyorum bütün hepsinin içine. 
Kendinize iyi bakın...
Öyle İşte...

Ömrümü Yedin ÖSYM

Birkaç yazı önce bahsettiğim kusma hissi tekrar başladı. Şu sınav bir şekilde geçse rahatlayacağım. İyi bir şekilde geçmesini istiyorum ama bir an önce de geçsin istiyorum. İkisi bir arada çok zormuş gibi gözüküyor nedense. Evet, 2 gün kaldı ama bu 2 gün bana hem çok kısa hem de senelermiş gibi uzun.
Evet. Ne demiştik? Kusmak istiyorum...

14 Haziran 2015 Pazar

Orta Şekerli (eski tatil fotoğraflarıyla bezenmiş durum bildirimi)

Yazıya resim aramaya üşendim ve geçen sene çıktığımız tatilin yayınlamayı unuttuğum resimleriyle süsleyeyim yazımı dedim. Hem içiniz açılır. Şahsen benim canım deli gibi tatil çekti şuan :( (Resimleri daha çok büyütmek isterseniz üstüne tıklayın.)
(Tatilimizde Antalya'dan başlayıp sahil yolunu izleyerek Aydın'a kadar gitmiştik. Tam anlamıyla gittiğimiz şehirleri gezemedik ama. Bence her seferinde bir şehre gidip adamakıllı gezmek daha iyi oluyor. Bir dahaki tatili o şekilde planlamayı düşünüyoruz.)
(Bu iki resim Antalya-Manavgat Şelalesi'nden)
Matematik sınavım süper geçti demek isterdim ama çok zordu sınav yaa~~ Elimden geleni çözebildiğimi yaptım yani. Fen sınavına henüz bir hafta var. Elimden geleni yapacağım!(Yorumlarda çalışma tavsiyesi ya da "olsun, seneye daha çok çalışırsın" tarzı bir şey görmek istemiyorum, lütfen. Bu lafları (çevremden)o kadar çok duydum ki ben kendim için bu cümleleri kullanmadan kimsenin benim adıma teselli de bulunmasını istemiyorum. Kendime güveniyorum ve halen şansım var bir şeyleri başarabilmek için.)
 (Teknedeki köpeği gördünüz müüü :3 )
 (Bizim evdeki herkeste acayip tekne merakı var. Dosyamda kaç tane tekne resmi vardı yahu :D İnşaallah bizde alırsak, kesinlikle tekne ehliyeti alacağım :) )
(Yukarıdaki 3 resim de Antalya ama yerin ismini unuttum :/ Ayrıca kedi tabelası çok hoş değil mi :) Kedi evi vardı az ilerisinde. Dev bir kedi kulübesi ^^ )
Bu sene baştan sona benim için oldukça zor bir seneydi; o kadar şey üst üste geldi ki. Bu seneyi beklemiş resmen herkes... Bir ara altından kalkamayacağımı düşündüm ama bakın halen yaşıyorum :D Şuan gülmesi ne kadar kolay anlatamam :) Bir sürü ders çıkardım kendime yaşadıklarımdan ve umarım bir daha bu tarz şeylerle karşılaşmam ama karşılaşırsam da baş etmesi daha kolay olur(inşaallah).
 (Antalya-Kemer deki bir otel. En işlek zamanda bile oldukça uygun bir fiyatı vardı. Görevlileri baya ilgiliydi. Çok büyük beklentilere girmeden kısa süreli konaklamalar için oldukça hoş bir oteldi bence. Otelin müşterileri ağırlıklı olarak Almandı. Hani hep derler ya kültürlere göre davranışlar değişir diye: Alman bir kadın kahvaltıda orta yerde sünkürünce şoka girmiştim :D )
 (Safarici turistler :P :D Yine Antalya)
(Tekneler için petrol istasyonu. İlk defa gördüğüm için çok şaşırmıştım. Çok hoşuma gitti ama :D Şehri hatırlamıyorum.)

Bugün matematik sınavından sonra ingilizce sınavı vardı. Annemin ısrarıyla bütün sınavlara kayıt yaptırdığım için giriverdim sınava. Hiç çalışmadan girmiş olmama rağmen fena değildi. 46 soru yapabildim, diğer sorular fazla bilmediğim kelimelerle doluydu. Sınavın zor olduğunu duymuştum ama bu kadar ileri seviye ingilizce isteyeceğini tahmin etmemiştim. En rahat çözdüğüm kısım da tabiki çeviri yapılan kısımdı. Hatta Türkçe'den İngilizce'ye çevirmemizi istedikleri bölümde bir metin benim için oldukça manalı. Daha önce matematik hocam benim için içsel zekaya sahip olduğumu söylemişti. Sınavdaki metin ise "İçsel zekaya sahip kimseler kendilerini anlama ve kendi eksiklerinin farkına varmak konusunda oldukça yetkindirkler.". O zaman hocamın ne demek istediğini tam anlayamamıştım ama şuan daha iyi anlıyorum. Hocam cidden beni çok iyi anlıyor :)

(Muğla'daki çok hoş bir restorant: oğlak etinden yaptıkları yemekleri oldukça beğenmiştik. Fiyatı biraz tuzlu haberiniz olsun, belki bizim aile biraz büyük olduğu için yüksek tutmuş da olabilir. Bak şüpheye düştüm şimdi :D İsmi için aşağıdaki resme buyrun.)

Liseyi bitirmiş olmak çok garip geliyor. Daha dün gibi lisenin ilk gün stresi ve lise boyunca yaşadıklarım(Lisenin ilk günü yazısı için tık tık )(Lise hakkındaki ilk yorumum için tık tık ) Üniversiteye geçecek olmak beni epey heyecanlandırıyor ve açıkçası biraz korkutuyor ama hayatta bilmediğimiz her yeni şey için zaten korku duymaz mıyız. Acısıyla tatlısıyla bir şekilde bitti lise. Şuan yapmam gereken başlıca şey cumartesi günki sınava çok iyi hazırlanmak ve üniversiteyi kazanmak. Hadi kolay gelsin bana :) Dualarınızı eksik etmeyin lütfen :))

 (En güzelleri sona sakladım: Bodrum. Bodrum'un insanlarını bilmem ama evleri, mavi pencereleri ve kapıları, çarşısı çok hoşuma gitti :) )
(Sergül Abla'nın bloğunu(bloğu için tık tık ) okuyanlar bilir Japonya'da restorantların girişinde yemeklerin maketleri bulunur. Bodrum'da bu maketleri görünce bayıldım resmen. Gerçek gibiler ama değil mi? )
(Biraz rahatsız edecek sizi ama yakından da görün istedim :D Maketleri mıncıkladım merak etmeyin gerçek değiller :D )


Öyle İşte ^^

10 Haziran 2015 Çarşamba

Doğru Konuşan Charlie

(Ayna benim en iyi arkadaşımdır, çünkü ben ağladığımda o asla gülmez.)
Kusmak istiyorum ama aşırı yemekten ya da hastalandığımdan falan değil. Kusmak istiyorum işte...

6 Haziran 2015 Cumartesi

Maybe I'm Insane

Göz kuruluğundan dolayı yine gözlerim iltihap kaptı.
Hapşırıp duruyorum. Alerji hapımı kullanmıyorum çünkü deli gibi uyku yapıyor.
---Hastalıkları çözmek yerine yatıştıran doktorların kapasına çatal saplamak istiyorum.
Yıkıcı eleştirilerden sıkıldım
---Yıkıcı eleştirilerin beni çalışmaya iteceğini düşünen insanlara bir posta dayak atmak istiyorum. Hem uyumalarına yardımcı da olurum.
Bu arada:

31 Mayıs 2015 Pazar

Bu Vaziyetler (Hayra alamet değil, hem de hiç...)

Ders çalışırken ister istemez canım sıkılıyor. Ben de dersten iyice kopmayayım diye bir yöntem uydurdum. Odamda oturarak başka şeylerle biraz kafa dağıtıyorum sonra derse geri dönüyorum. Misal blog okuyorum, youtube da video izliyorum(özellikle oha diyorum kanalını. Bu kanal var ya tam vakit canavarı. İnsana çok bir katkısı yok(bilgi videoları hariç) ama meraktan oturup izliyorum videoları), resim yapıyorum, kitap okuyorum v.s. Tabi ben biraz fazla kaptırıyormuşum bunlara kendimi sonra farkettim; okuyacak blog yazısı izleyecek video bırakmadım, e tabi insanın her zaman resim yapası ya da kitap okuyası gelmiyor. Şimdide kafa dağıtacak bir şey bulayım derken daha fazla vakit kaybediyorum... Aman bee -.-"
Bir de 2 gündür bu şarkıya kafayı taktım. Dinleyip duruyorum. Halime bakın ya~ Sonum hayrolsun valla, şu 3 hafta içinde sağlam çıkarsam iyi yani.


Öyle işte [•-•]

29 Mayıs 2015 Cuma

Gözüm Döndü

Bıktım her şeyden ve herkesten.
2 dakika dahi düşünmeme değmeyecek insanları da olayları da kafama uzun süre taktığım için ve halen bunların beni üzmesine izin verdiğim için de çok sinirim bozuk.
Şurada lys mat a 2 hafta 3 gün, lys fen e de 3 hafta 3 gün kaldı ve bulunduğum durum beni boğuyor.
Çalıştıklarıyla övünen gerizekalıların ağzına test kitaplarını basmak istiyorum, öylece boğulsunlar.
"Az vakit kaldı ama iki göz atsam hallederim bu konuları" diyenlerin dillerini sündürüp kafalarının etrafını dilleriyle sarmak istiyorum.
En son olarak da bu iki grubu öğrenci kayıran öğretmenlerle birlikte bir mahzene kapatmak istiyorum.
Onlarla işim bitince ösym nin soru evini basıp, soru hazırlayan hocaların anlına(ayrıca ösym nin başındaki adamın anlına da) "EMEĞİNİZ EMANETİMİZDİR" kazımak istiyorum.
---
YETEEEER!!!!! 

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Gün Geçmiyor ki Yeni Bir Şey Öğrenmeyelim

Sevgili Blogcum, 
Bu gece mezuniyet kınamız vardı ve kınanın eğlencesi dışında bana kocaman artıları oldu. "Hayatta öğreneceğimiz ne kadar çok şey var" dedim.
Öncelikle; kıymet verilen kişilere dikkat etmek gerekiyormuş. Hem de benim gibi insanlar konusunda ince eleyip sık dokuyan birisi bile daha da dikkatli davranmalıymış.
Sonra; dost demek illa ortak bir sürü konu demek değilmiş kesinlikle. Dost, senin arkanda duran, bükülen belini doğrultmaya çalışan kişiye denirmiş. Ortak konularımız çok olsa ne yazar dostun elinden tutmadıkça. 
Burdan bütün dostlarıma sesleniyorum: İYİKİ VARSINIZ!
(Hepsi bloğumu bilmiyor ama olsun kii)

Sevgiler Hayatı Öğrenmeye Çalışan Kırmızı Başlıklı Kız

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Mektup

Aldığın çantayı neden beğenmediğimi anladığını pek sanmıyorum. Umarım beğenmememi şımarık, kendini beğenmiş diye adlandırmıyorsundur. Sana çok sinirli, hatta daha çok kırgınım. 17 senedir yanıbaşındayken beni tanımamak, anlamamak için direttin durdun. Seni en yakınım yapabilmek için, sırdaşım yapabilmek içinse ben hep bir istek duydum ama açıkçası fazla çırpınmadım çünkü beni hep uzaklaştırdın ve girişimlerim hep kavgayla ya da ilgisiz tavırlarınla sonuçlandırdın. Üstelik sen gitmeden önce de oldukça sık kavga ettik bilmem hatırlar mısın.
Eleştirilmeye gelemiyordun.
Sevilmeye gelmiyordun.
Biriyle(özellikle benimle) sır paylaşmaya hiç yanaşmıyordun.
Unutma, bu dünya her şeyi kendine saklayamayacağın kadar boğabilir seni ama sen sakladın. Neyin varsa gizledin. Belki yaptığın hatalarının, hata olduğunu yüzüne vuracağımdan, belki seninle dalga geçeceğimi ya da sırlarını ortaya dökeceğimden korktun. Ama haksızlık ettin. Şimdiye kadar hiçbir zaman bana "sır" diyerek bir şeyler anlatmadın ve tutup tutmayacağımı denemedin bile. Belki deneseydin çekip gitmeyi aklından geçirmezdin.
Evet, tahammül edemiyorum; bir şeyden bunalınca kaçıp gitmelere, problemin üstüne gitmek yerine problemi yok saymalara. Evet, bunu zayıf karakterlilik olarak adlandırıyorum ve bende bazen bu yollara başvursamda her seferinde kendimi zor yolda da ilerletebilmek için güçlendirmeye de çalışıyorum. İnan hayat hep kolay olsaydı bu kadar çok "kaybeden" ile dolu olmazdı ve zor işleri kolay yoldan halletmeye çalışan onca şarlatan da bulunmazdı. Anlamalısın, kaçmak çözüm değil.
Ailenin seni bunalttığını ve önüne sürekli engeller koyduğunu; insanların, senin hayatına karışmasının tek nedeni kendilerini bir halt sanmaları olduğunu düşünüyorsun. 
Farket. 
Ailen, onları yok saymadığın sürece şu hayatta seni karşılıksız sevecek tek insan topluluğu, ama şunu da aklında bulundur karşılık alamayan her sevgi yıpranır ve yorulur. Sevmeyi dene.
Önüne konulanları engel olarak değilde seni korumaya çalışan duvarlar olduğunu düşünsen emin ol ki duvarı yıkıp geçmek yerine, o duvara bir kapı açtırmak daha kolay olur.
İnsanlar, senin hayatına her zaman kendilerini bir şey sandıkları için değil seni sevdikleri için de karışabilir. Ve inan ki şu hayatta hayatına birinin müdahale etmediği kimse yok. Bırak haberin varken yapılan müdahaleyi, haberin olmadan çok uzağında olan bir olay bile hayatını durduk yere etkileyebilir. Seni sevenlerin müdahalesine izin vermen gerektiği zamanlarda var. En azından söylenilenleri dinle.
Bazı insanlar sevgilerini ifade etmekte sıkıntı yaşar. Bağırır, çağırır, yaptıklarını eleştirir hatta aşağılar. Bu durumdan hoşnut olman gerekmiyor ama insanlar değişebilir. Belki tamamen değil ama kısmen de olsa değiştirebilirsin onları. Ayrıca, hayatından çıksa içinde kocaman bir boşluk bırakabilecek insanları yaptıkları hatalardan dolayı silip atma. Bütün insanlar hata yapar, bazıları sadece biraz fazla(kimden bahsettiğimi çok iyi biliyorsun).
Bana gelirsek.
Seninle konuşmak istemiyorum, en azından sınavımı atlatana kadar. Ne zaman seninle konuşsam sözlerimi alaya alıp beni sinir krizlerine soktun, daha fazla kendimi yıpratmak istemiyorum. Sen de konuşmam için ısrar etme.
Gidişinin belki beni hiç etkilemediğini düşünebilirsin ama kafamdaki dönen tilkilerin en sevdiği sohbet konusu sensin. Duygularımdan konuşmayı fazla sevmiyorum yine de söylemek gereği duydum; en çok boğulduğumu hissetttiğim konular senin hakkında oluyor. Senin hata yapabileceğini kabulleniyorum ama beni ve diğerlerini nasıl bu kadar kolay bırakıp gittiğini halen anlayamıyorum. Kırdın, gerçekten çok kırdın beni ve emin ol en az kırdığını düşündüğün insanları daha çok kırdın.
Senin hatalarını da affedebileceğimizi, unutabileceğimizi hatırla ama lütfen sevgimizi daha fazla sınama.
Her sevgi bir gün yıpranır eğer karşılık alamazsa...

...

25 Mart 2015 Çarşamba

Bakımlı - Bakımsız Kız Polemiği?

Selam millet :))) Beni özlemediniz değil mi demeyeceğim hiç çünkü trip kotamı okulda dolduruyorum. Hadi iyisiniz yine :D Uzun süredir yokum buralarda: beni önceden takip edenler zaten biliyor ama yeni katılan arkadaşlar için söyleyeyim üniversite sınavına hazırlanıyorum, 12. sınıftayım(LYS'den sonraya kadar da çok sık yazamayacağım). Çok şükür YGS'yi kazasız belasız atlattık, sıralamam beni tatmin etti. LYS'yi de atlattıktan sonra iki sınavında değerlendirmesini burada yapacağım. Şimdilik konuşmak istediğim başka bir konu var: Bakımlı - Bakımsız Kız Polemiği
Bugün okulda alt sınıflardan birkaç arkadaşımla sohbet ediyorduk. Kızlardan birisi telefonumda resimlerime bakıyordu ve makyajlı bir fotoğrafımı gördü. Bana döndü "Aslında sen güzelmişsin yaa~~" dedi. Ben de "Ne yani bu, normalde çirkinsin mi demek?" dedim. "Yoo~~ Sadece bakımsızsın" dedi. Normalde makyaj yapan bir insan değilim, arada eserse ya da kınalarda falan yaparım. Makyaj yapmayı çok seven bir insan da değilimdir ve arkadaş beni makyaj yapmıyorum diye bakımsız yaptı. Bu düşünce pekçok kişinin kafasında var "Makyaj yapmayan kız, bakımsızdır". Çok saçma. Makyaj yapmak, bakım yapmak demek değildir: Ya cildiniz/güzelliğiniz konusunda takıntılısınız ya da kusurlarınızı kapatmak istiyorsunuz demektir. Bakım ise; cilt temizliğini düzenli olarak yapmak, neme ihtiyacı olduğunda nemlendirmek, cildi besleyen maskeler yapmak demektir. Makyaj yapmak bakımın tam tersi cildi bozar, çabuk yaşlandırır ve bence doğallığı da bozar(görüntüsel açıdan). Pekçok kadın cildini iyileştirmek yerine yamalamaya çalışıyor. Ben çok mu güzelim, çok mu kusursuzum? Hayır. Hiç yalan söyleyemem kendimi beğeniyorum(buna kendini beğenmişlik değilde, özsaygı demek daha uygun) ama benim de kusurlarım var, bazen cildimde çok takıldığım şeyler olabiliyor, yine de makyaj yapmam. Bakımımı yaparım ama makyaj yapmam. Umarım bu huyum da hep devam eder. Açıkçası ben ne kıpkırmızı dudaklarım ne de eyeliner la ağırlaştırdığım bakışlarım olsun istemiyorum. Hani bu durum çok mu mühim? Değil, tabii ki. Ama yine de sıkıldım bu muhabbetten artık ya, kabak tadı verdi iyice gerçekten. Makyaj yapan yapsın arkadaş ama etrafla da uğraşmasın bu konuda... 

Hadi iyi bakın kendinize, uğrarım yine ^^
(Bakın radyoda hangi şarkıyı duydum. Çok severim bu şarkıyı, siz de dinleyin istedim :) )

Öyle işte...

19 Şubat 2015 Perşembe

Hayatınızın İplerini Elinizde Tutun!!! :) -Motivasyon-

(Yazıyı önce yayınlamıştım ama başka bir yazıya öncelik vermem gerektiğini hissettim ve bu yazıyı programla birkaç gün öteye aldım. Garipliği farkeden vardır belki diye açıklama yapma ihtiyacı hissettim ^^ )



İki gün önce okula bilindik üniversitelerden birinden konuşmacı bir hoca ve yanında(neden geldikleri hakkında en küçük bir fikrim olmayan) birkaç kişi geldi. Önce konuşmanın amacı sadece üniversitelerini tanıtmak sandığım için sınıfa test çözmeye inmek istemiştim ancak, sonra motivasyon amaçlı olduğunu öğrenince ilgimi çekti çünkü şu aralar en çok ihtiyacım olan şey motivasyon.
Konuşmacı olan hocanın anlatığı herşeyi mantıklı bulmadım açıkçası. Mesela hayata sınır çizmememizden bahsederken söz hakkı verdiği kişiler hakkında sınır çizen yorumlar yaptı, kişiyi tam tanımadan tahmini karakter yazmaya başladı. Bu da ister istemez herkesin hocaya falcı muamelesi yapmasına neden oldu, hani falcının dediği tutacak mı tutmayacak mı diye beklentiye gireriz ya öyle bir şey :D Neyse bu yazımın amacı o hocayı kötülemek falan değil çünkü insan bir süre yaşadıysa iyi ya da kötü bir şekilde deneyim elde eder, yani en azından ben böyle inanıyorum. Adam kaç yaşına gelmiş ve boş bir insan da değildi ama yine de yanlış olduğunu düşündüğüm fikirleri vardı. Asıl isteğim: Sizinle, bu seminerdeki yararlı bulduğum bazı notları paylaşmak.

"BİR BEN VARDIR BENDE BENDEN İÇERU -Yunus Emre"
Sözüyle içimizdeki potansiyeli farketmemizi söyledi.

İnsan beyninin mükemmelliğinden söz etti ve eğer beynimizi kullanırsak yapamayacağımızın olmadığını söyledi.


Hayatımızın iplerini kendimizin tutmamızın gerektiğini ve artık kendi sorumluluğumuzu almamızın gerektiğinden bahsetti. 

Kendimize vizyon belirlememizden bahsetti: Bu olayın kısa, orta ve uzun çaplı vizyonlar olarak üçe ayırmamızı söyledi.
Kısa çaplı vizyon(önümüzdeki 2-3 ay)
Orta çaplı vizyon(önümüzdeki 1-5 yıl)
Uzun çaplı vizyon(önümüzdeki 5-20 yıl)
Not: Hoca, hayatta fazla sınır koymamamızı söylerken vizyon konusuna geldiğinde çelişkiye düştü. Bana kalırsa vizyon belirlerken her üçünde de belli bazı başlıklar olmalı ama her şeyi en ince ayrıntıyla çizmeye çalışmamalıyız çünkü yarın ne olacak kimse bilemez. Hayat bize neler getirebilecek, yarın ne isteyeceğiz? Bütün bunları sadece belki sezebiliriz ama kısa çaplı vizyon için geçerli sezebilmek de. Eğer şartları istediğimiz sonuca ulaşabileceğimiz şekilde ayarlayamazsak ve ulaşamazsak hedefe, hayal kırıklığı ve pek çoğu ardından gelebilir. Bu yüzden hiç olmazsa bir "B Planı" gerekir. Mesela hoca bu "B Planı" işine de bek sıcak bakmıyordu ve bunu desteklemek için de "Alternatif üretirsen enerjiyi başka yerlere bölersin ve beynin tam odaklanamaz" dedi. Bende bu savunmaya "Iııı, bakış açıları farklı olabilir tabii ki" diyebilirim ancak.

Hocalara, eğitim koçlarına gidip "Bana çalışma programı hazırla" demenin saçma olduğundan bahsetti. Savunması da "Bana kendi evinin adresini sorarsan, ben sana kendi evimin adresini söylerim." oldu. 
Not: Belki de seminer boyu kesinlikle haklı diye düşündüğüm en belirgin konu buydu çünkü ben bunu bizzat deneyimledim: Hem tavsiye veren hem de alan taraf olarak. Tavsiye alan taraf olarak yaşadığım: Yaklaşık 8 hocadan farklı çalışma yöntemleri öğrenip hiçbirini de tam olarak uygulayamadığım için elim ayağım birbirine dolaşmış olarak ortada kalmıştım(2014 yılından bizzat bu eziyeti yaşadım). Tavsiye veren taraf olarak da tavsiyelerimin işe yaramadığı zamanlar huzursuz oluyorum. Bu sebeple pek fazla tavsiye vermeye yanaşmam. Ha eğer karşıdaki tavsiye isterse deneyimlerimi anlatırım ama sonuna "sen yine de kendini daha iyi bilirsin, kendince oluşturursun çalışma şeklini" diye de eklerim.
Bu durumlar hakkında benim hocalarımdan birinin bir sözü var "Çözüme ihtiyacı olan bir insana hangi çözümle gelirsen gel, o insana mantıklı gelir. Aynı hastalığı olan insanlara her bitkinin şifa olduğunu düşünmesi gibi.".

Vel hasıl-ı kelam:
- Eğer çalışma programı danışma ihtiyacı duyuyorsanız sizi en iyi tanıdığını düşündüğünüz ve deneyimlerine güvendiğiniz bir ya da en fazla iki hocanıza danışın.
- Hayatınıza(eğer iyi anlamda hırs sağlamıyorsa) fazla belirgin hedefler koymayın.
- İnsanların sizin hakkınızda söylediği iyi sözlere fazla umut bağlamayın(sürekli beklentiye girmenize neden olur), kötü sözlere de fazla takılmayın(onlar öyle dedi diye öyle olmak zorunda değilsiniz).(konuyla çok alakalı olmadı bu not ama neyse işte :D )

Sınav öğrencileri, Allah zihin açıklığı versin hepimizee!! (AMİİİN!!!)

Öyle İşte...

17 Şubat 2015 Salı

Unutamadığımız İnsanlık Utancı...

-Instagram hesabımdan alıntı-
Erkek olman:
Kendinden güçsüzlere bağırabileceğin, onları dövüp haklarını yiyebileceğin, rencide edip ezikleştirebileceğin anlamına gelmez.
Erkek olman:
Gördüğün herhangi bir kadını(çirkin/güzel/açıkgiyinmiş/tesettürlü/engelli v.s.) taciz edebileceğin ya da onları tecavüz edebileceğin anlamına gelmez.
Erkek olmam:
Seni hiçbir anlamda bir kadından üstün yapmaz.
Erkek olman: adam olmanı gerektirir, uçkur ve güç gösterisi düşkünü olmanı değil.
Hani kadın vıdvıdısı diyorsunuz ya, boş konuşuyormuş kadınların hepsi; ne zaman bir kadını kadın olduğunu göz ardı ederek, kendinizden küçük görmeden dinlediniz!
----
Kadın ve erkeği hiçbir zaman eşit görmedim çünkü bırak cinsiyetleri eşit görmeyi ben iki bireyi bile birbirine eş görmem. Olay eşit haklara sahip olmaları ama iki tarafı da mağdur etmeden. Herhangi bir siyasetçinin bunu henüz sağlayabildiğini görmedim ama inşaallah onu da görebileceğimiz zamanlar gelir. Mağduriyetten bahsetmişken: Tecavüzcü ve katillere ayrı odalarda müebbet vermek hayatı elinden giden ya da yerle bir olan mazlumları mağdur etmek olur. Kısas olmalı: katiller öldürülmeli, tecavüzcüler ya gerçek hadım yapılmalı ya da...
----
Ayrıca anne-babalara(ÖZELLİKLE BABALARA) tavsiyem sadece kızlarınıza değil oğullarınıza da namusu öğretin ama kendi namusunu; erkeklerin de namus diye bir sıfata layık olmayı öğrenmeleri gerek.

#özgecanaslan
#mağdurunyanındayız #kimsemağdurolmasın #insanlıkutancı