Yazılarımı okuduktan sonra yorum yapmayacak olsan bile yazımın hemen altındaki "okundu" butonunu işaretle olur mu :)
okul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
okul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Temmuz 2015 Pazar

Resmi İlişkiler ve Mezunlar İftarı

Bir ortama girildiğinde aramızda resmi bir ilişki bulunan kimselerle karşılaşınca selam vermek... Selam vermek için baktığımda karşıdaki bakmıyor ya da ben bakmadığımda o selam vermek için bakıyor ya da ben selam veriyorum o bakarken ama o kişi suratını çeviriyor ya da nasıl olsa selam vermez diye ben bakıp tam yüzümü çevirirken selam verdiğini görünce berbat hissediyorum. Evet, bunların hepsini tekrar tekrar yaşadım, yaşamaya devam ediyorum ve bütün hepsinden de nefret ediyorum. Bugün okulumun mezunlar iftarındaydım. Çok samimi olmadığım hocalarımla karşılaştım, çok samimi olmadığım tanıdıklarla karşılaştım(alt sınıftan kişilerde vardı. Mezun olmamış kişilerin gelmesine de ayrıca mana veremedim.). Hepsiyle de kısır döngü gibi bu problemi yaşadım. Selam vermek zorunda kalmamak için etrafımdakileri görmemezlikten geldiğimde inatla yüzüme baktıklarındaysa sinirim bozuldu, sanki yeni farketmişim gibi "Aaa, merhaba. Nasılsın?" falan filan. Eskiden resmi ilişkileri daha çok seviyordum çünkü insanların arasında belli bir mesafeyi koruduğunu düşünüyordum ama açıkçası şuan resmi ilişkilerden nefret ediyorum. İnsanlar samimi olmadığı hatta hiç sevmedikleri insanlarla karşılaştıkları anda "Ah canım, nasılsın? Geçen başına şöyle şeyler gelmiş, geçmiş olsun." moduna giriyorlar. Sevmiyorum işteeee!!! Hatta normaldeki düşüncelerini bildiğim insanların gözümün önünde tavır değişimlerine şahit olunca o kişilere de çok sinirleniyorum. Sevmiyorsan belli et işte. OFF!!!
Aslında gitmeyecektim bu iftara ama yakın bir arkadaşım(belki de sadece yakın sanıyordum) çok ısrar etti gelmem için ve bende kabul ettim. Sanıyordum ki sadece ikimiz takılacaktık ama benim gıcık olduğum onun yakın arkadaşı olan kız da beraberinde olunca akşamın keyfi falan çıkmadı. Sırf saçma sapan muhabbetlerden kurtulabilmek için iftarı yapıp ayrıldım o ortamdan. Zaten görmeye bile tahammül edemediğim iki kişi daha oradaydı(ikisini de farklı sebeplerden dolayı görmek istemiyorum: birisi saçma sapan bir nedenden dolayı kavga ettiğim arkadaşım(ki aramızın açılmasını istediğini açık açık suratıma söyledi), diğeri de sebepsiz yere aramıza mesafe koyan ama bir sürü ortak noktamız olan hatta konuştuğum zamanda da samimi olduğum başka bir arkadaşım.). Resmen yemek yerken ellerim titriyordu, ortamda o kadar bulunmak istemiyordum yani...
Gitmemek daha hayırlı olurmuş sanırım benim için. Muhtemelen gelecek yılki yemeğe katılmayacağım. Görmek istemediğim insanlar kendi hallerinde ne yaparlarsa yapsınlar, I'M OUT!!!(BEN YOKUM!!!)
(Kendisi de şarkı sözleri de hatta özellikle klipleri de çok abzürt olsa da Nicki Minaj'ın şarkıları ister istemez çekiyor beni. Bu da Mayıs'dan beri favorim şarkısı.)
Bu arada "Night is still young so are we(Gece daha genç, bizde öyle)" sözlerinden hareketle gidip bir spor yapayım sahur yaklaşmadan. Hadi iyi bakın kendinize, bozmayalım sinirlerimizi :)

Öyle İşte~~

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Gün Geçmiyor ki Yeni Bir Şey Öğrenmeyelim

Sevgili Blogcum, 
Bu gece mezuniyet kınamız vardı ve kınanın eğlencesi dışında bana kocaman artıları oldu. "Hayatta öğreneceğimiz ne kadar çok şey var" dedim.
Öncelikle; kıymet verilen kişilere dikkat etmek gerekiyormuş. Hem de benim gibi insanlar konusunda ince eleyip sık dokuyan birisi bile daha da dikkatli davranmalıymış.
Sonra; dost demek illa ortak bir sürü konu demek değilmiş kesinlikle. Dost, senin arkanda duran, bükülen belini doğrultmaya çalışan kişiye denirmiş. Ortak konularımız çok olsa ne yazar dostun elinden tutmadıkça. 
Burdan bütün dostlarıma sesleniyorum: İYİKİ VARSINIZ!
(Hepsi bloğumu bilmiyor ama olsun kii)

Sevgiler Hayatı Öğrenmeye Çalışan Kırmızı Başlıklı Kız

25 Mart 2015 Çarşamba

Bakımlı - Bakımsız Kız Polemiği?

Selam millet :))) Beni özlemediniz değil mi demeyeceğim hiç çünkü trip kotamı okulda dolduruyorum. Hadi iyisiniz yine :D Uzun süredir yokum buralarda: beni önceden takip edenler zaten biliyor ama yeni katılan arkadaşlar için söyleyeyim üniversite sınavına hazırlanıyorum, 12. sınıftayım(LYS'den sonraya kadar da çok sık yazamayacağım). Çok şükür YGS'yi kazasız belasız atlattık, sıralamam beni tatmin etti. LYS'yi de atlattıktan sonra iki sınavında değerlendirmesini burada yapacağım. Şimdilik konuşmak istediğim başka bir konu var: Bakımlı - Bakımsız Kız Polemiği
Bugün okulda alt sınıflardan birkaç arkadaşımla sohbet ediyorduk. Kızlardan birisi telefonumda resimlerime bakıyordu ve makyajlı bir fotoğrafımı gördü. Bana döndü "Aslında sen güzelmişsin yaa~~" dedi. Ben de "Ne yani bu, normalde çirkinsin mi demek?" dedim. "Yoo~~ Sadece bakımsızsın" dedi. Normalde makyaj yapan bir insan değilim, arada eserse ya da kınalarda falan yaparım. Makyaj yapmayı çok seven bir insan da değilimdir ve arkadaş beni makyaj yapmıyorum diye bakımsız yaptı. Bu düşünce pekçok kişinin kafasında var "Makyaj yapmayan kız, bakımsızdır". Çok saçma. Makyaj yapmak, bakım yapmak demek değildir: Ya cildiniz/güzelliğiniz konusunda takıntılısınız ya da kusurlarınızı kapatmak istiyorsunuz demektir. Bakım ise; cilt temizliğini düzenli olarak yapmak, neme ihtiyacı olduğunda nemlendirmek, cildi besleyen maskeler yapmak demektir. Makyaj yapmak bakımın tam tersi cildi bozar, çabuk yaşlandırır ve bence doğallığı da bozar(görüntüsel açıdan). Pekçok kadın cildini iyileştirmek yerine yamalamaya çalışıyor. Ben çok mu güzelim, çok mu kusursuzum? Hayır. Hiç yalan söyleyemem kendimi beğeniyorum(buna kendini beğenmişlik değilde, özsaygı demek daha uygun) ama benim de kusurlarım var, bazen cildimde çok takıldığım şeyler olabiliyor, yine de makyaj yapmam. Bakımımı yaparım ama makyaj yapmam. Umarım bu huyum da hep devam eder. Açıkçası ben ne kıpkırmızı dudaklarım ne de eyeliner la ağırlaştırdığım bakışlarım olsun istemiyorum. Hani bu durum çok mu mühim? Değil, tabii ki. Ama yine de sıkıldım bu muhabbetten artık ya, kabak tadı verdi iyice gerçekten. Makyaj yapan yapsın arkadaş ama etrafla da uğraşmasın bu konuda... 

Hadi iyi bakın kendinize, uğrarım yine ^^
(Bakın radyoda hangi şarkıyı duydum. Çok severim bu şarkıyı, siz de dinleyin istedim :) )

Öyle işte...

31 Ekim 2014 Cuma

-Okulda Yazılan Yazı-

(Her mevsimi zamanında severim derim ya hep; şu aralar sonbahar nasıl iyi hissettiriyor beni anlatamam. Yağmurun yağması, loş ve serin hava... Bu resme bakınca da aklıma sonbahar geliyor, hani kuru dallar falan var ya :)) )
Saat 12:12 Birisi beni düşünüyor galiba :D
Dün melankolik bir yazı yazarken bugün tam zıttı neşeliyim :) Dün de yine bunun gibi bir okulda yazılan yazı yazdım ama sadece yazmakla kaldım çünkü yayınlamak istemedim. Dün akşam etüte kalmadım ve spor salonuna gittim; spor yapıp rahatladım, spor yaparken de tv deki komedi dizisini izledim bol bol güldüm. Anlayacağınız bol bol eğlendim. Eve geldiğimde zaten yorgun olduğum için uyudum ve saat 5.40 gibi kendiliğimden uyandım. Okul saatime kadar (yaklaşık 2 saat) test çözdüm. Şu son iki günde kendimdeki ani değişim beni nasıl mutlu etti anlatamam. Pek çok ders çıkardım kendime. Anlayacağınız mutluyum şuan hem de uzun zamandır olmadığım kadar :) Daha açıklayıcı bir yazı yazarım size ama şimdilik okulda olmam ve telefonda yazıyor olmam önümdeki küçük bir engel ^^
Hadi kendinize iyi bakın, kaçtım ben :)
Öyle işte :))

21 Ekim 2014 Salı

Hunharca Gülelim Lütfen :D

 (Bu adamın gülme giflerinin hastasıyım yaaa :D Nicolas Cage'in kahkahası kalp ben :D )
(Birde ne farkettim biliyor musunuz? Canım çok sıkıldığında ya da sıkıla yazdığında böyle kahkaha atınca sinirlerim düzeliyor keyfim yerine geliyor. Hatta sırf böyle boş boş güldüğüm bir arkadaşım var :D En çokta fizik dersinden önce işe yarıyor bende :D (Yeni fizikçinin dersleri biraz iç bayıcı da) )
Kaç haftadır takıntılı takıntılı hallerdeyim; bazen bir eşyaya takıyorum kafamı bazen birine bazen bir olaya. Pek kısa sürmüyor bu takıntılı hallerim ama olsun ki ben kendimi böyle de seviyorum :D
Sonracıma 2 gündür(cumartesi kursunu da sayarsak 3 gündür) okula gitmiyorum. Cumartesi düğün, dün doktora randevum vardı bugün de sanırım hastalığa randevum vardı; ceset gibi yattım bütün gün. Yarın okula gidip deneme sınavı olacağım bir de aperatif olarak hocalara hesap vereceğim gelmediğim günler için hihihi çok atraksiyonlu şu aralar hayatım sormayın gitsin. Birde hazır şu doktor randevumdan bahsetmişken: 2 ay önce romatolojiye randevu aldık(anlaşıldığı üzere randevuyu 2 ay sonraya verdiler -.-") Göz kuruluğu var ya hani bende, göz doktorum "belki romatizmal bir problemdir" dedi ve yolladı beni :D Hastanede ne oldu peki? İsmimi bulamadılar kayıtlarda :D Ağlayacaktım sinirden resmen hem okula gidemedim hem de muayene olamayacağım diye :D İsmimi Mehmet diye yazmışlar, T.C. no doğru ama isim yanlış huhohuhohuhoaağğğ :D Üstelik ben küçükken o hastanede ameliyat olmuşum yani ismimde kayıtlı hastaneye :D Birde randevu sekreteri bir çirkef çıktı, telefonda veznedeki kadınla kavga etti :D neyse güç bela sırayı aldık ve gittik doktorun yanına peki orada ne oldu? Doktor resmen pc de ki hazır sorularla bana anket doldurttu ve dedi ki "Sadece semptomlardan göz kuruluğu var. Muhtemelen bir şey çıkmayacak ama ben bir kan testi yazıyorum" dedi. Muayenehaneden çıktıktan sonra babamla verdiğimiz karar şu oldu "bu kadının yaptığı doktorluksa biz de doktorluk yapabiliriz hem de tıp okumadan" :D Hayır yapacağı 2 dakikalık dandik iş için bir de 2 ay sonraya randevu vermeleri ve benim bu saçmalık için okula gitmemiş olmam nasıl sinirimi bozuyor anlatamam.
Of şu okula gidememe olayı iyice tırlatmama neden olacak sanırım. Hayır, hocaların benim çooook yüksekler kazanacağımı beklediklerini pek sanmıyorum(ben kendimden umutlu olsam da) ama buna rağmen deli gibi hesap sormuyorlar mı arkadaş, iyice gıcık oluyorum -.-"
Neyse ben telefonumun düğün dernekle dolan hafızasını bilgisayara boşaltıp gidip test çözeyim. Görüşürüüüüüzzz~~ :)


Öyle işte :)

10 Ekim 2014 Cuma

# Sınav Günlükleri #

Sıla ile beraber karar aldık ve "Sınav Günlüğü" yazmaya karar verdik. (Sıla'nın bloğu için tık tık ) Bu günlükte; sınav sürecinde yaşadıklarımızı anlatmayı planlıyoruz. Aynı zamanda ben motive edici sözler yazmayı da düşünüyorum çünkü sonra açıp okuduğumda beni mot,ve etsin de istiyorum açıkçası :) Deneyimlerimi yazmak istiyorum özellikle çünkü bu stresli zamanda eminim pek çok deneyim elde ediyorum, edeceğim. İşte bu etkinliğimiz sayesinde de (muhtemelen ileriki zamanlarda paylaşırız yazdıklarımızı) deneyimlerimiz havada kalmamış olacak :)
Defterim Sıla'nın ki gibi el emeği olmadı maalesef ama en azından çok beğenerek aldığım ama kullanamadığım içinde dolabımda kalan defterimi değerlendirmiş oldum :) Ben de ilk sayfasını süsledim hem :D
Neyse ben günlüğümün resmini ve daha tapatazecik yazdığım ilk yazısından bir sözü de sizinle paylaşmak istiyorum :)
Not: Sınav günlüğüm hakkındaki paylaşımlarımı yukarıdaki " # Sınav Günlüğüm # "  sekmesinde bulabilirsiniz ^^ (Ayrıca okul yazıları sekemsinde de bulabilirsiniz ama yine de özel sekme açtım ben :) )
İşte defterim ^^
 Defterimin ilk sayfası:
 İlk yazımın sonuna yazdığım bir söz:

 Öyle işte :)

16 Eylül 2014 Salı

Şizofrenik O.o

Öncelikle(her zaman olduğu gibi :D ) neden yazamadığımı açıklayayım: Bilgisayarın başına sessiz bir şekilde bir türlü oturamadım. Sessizlik olmadan da biraz saçma yazıyorum maalesef. Her yazmaya oturacağımda ya kardeşlerimle kavga ettim(yazar burada kederli bir şekilde başını sallar) ya da ortam çok gürültülüydü. Kısaca yazamadığım süreçte olan biteni özet geçeyim ve başlıkla alakalı olan yazıma geleyim en iyisi. Okulum, 3 hafta erken açıldı ama sadece 12'ler ve 8'ler için. Bu 3 haftayı çok şükür olaysız, problemsiz geride bıraktım(tabi beni epey yıpratan bir hastalık dönemim oldu. Onun dışında) Sonra okulların asıl açılma tarihi geldi çattı. İlk gün olaysız hatta gayet güzel geçti(açın instagramımdan bakın işte :D ) Taki Çene(bkz. Okul yazılarım :D bilgisayardan yazmıyorum şuan. Yazıyı nasıl tıklanır hâle getirebileceğimi bilmiyorum :D Sekmelerimden bakıverin bir zahmet ;) ) 2. gün  aramıza tekrar katılıncaya kadar... Geometri dersinde sınıftan bir çocuk(Ona Küpe demek istiyorum, çünkü küpe takıyor :D Ayrıca pek alakalı değil ama kendisi sürekli uyuyan ama yine de derslerinde iyi olan birisidir) hocanın sorduğu sorulardan birisini çözdü. Ben de soruda bir yeri atlayıp yanlış yaptı sanarak bir soru sordum ona çözümü hakkında. Meğersem ben yanlış görmüşüm, anlattı sonra da Çene'ye dönüp bir şeyler fısıldaştılar ve dalga geçer gibi güldüler. Bende döndüm ters ters baktım çocuğa. Hayır Çene'yle çok sevmezler birbirlerini ama anlamıyorum bazen bu saçma ittifaklarını. Hayır Küpe ile bir alıp veremediğimde yok üstelik.
Tanı: Ya çok alınganım ya da şizofren -.-" 
Fena değildi bu günümde ama bir de şu ayrıntılara takılıp durmasam dadından yinmeyecek vallaa :D 
Not 1: Sanırım pek çok kişi bloğumda okul yazılarını seviyor daha çok. Alın size okul yazısı :D
Not 2: Yazıyı tabletten yazıyorum, ama kardeşim nedir bu t9 işkencesi! Eziyet yiminlen...
Not 3: Resim ve müzik ekleyemedim yazıya valla tablet özürlüsüyüm yav :S Yazı da renksiz oldu cıks sevmedim ben bu tabletten yazma işini pek. Hızlı ama niteliksiz :/ Blogger teyze bir el at şu uygulamaya. Koca Bloggersın yakışıyor mu hiç ;D

Neyseeee ben test çözmeyeeee :) Yaşasın blog yazmak :D

Öyle işte >.<

5 Haziran 2014 Perşembe

Okuldan Yapılan Güncelleme :D

Şuan okuldayım sevgili okurlarım :D Yaklaşık yarım saat önce 11. sınıfın son yazılısı olan matematik yazılımdan çıktım ve rahatladım nihayet, yazılımda çok iyiydi ayrıca :) Tabi gelecek haftadan itibaren Ygs çalışmalarımız hız kazanacak ama açıkçası yazılılardan kurtulduğuma inanılmaz mutluyum >. < 
Ha ayrıca demin öğrendim güç bela kurtulduğum felsefe yazılımdan 100 aldım :D
Önceki yazımda bahsettiğim kavga olayı var ya hani; o gün ne olduğunu unuttum ben :D Hoş, unutmakta bir nimettir tabi ama anlatacağım deyip unutmak güzel olmuyor :D Neyse sağlık olsun, bugün yeni haberlerle geldim zaten :D
Bugün yine kendisine Çene ismini verdiğim şahıs uğraştı benimle. Özellikle benimle diyorum çünkü N.(N. demek çok itici gelmeye başladı. Ona Narin demek istiyorum çünkü öyle; hemen her şeye alınıp kırılıyor) tek kelime bile etmedi neredeyse; arkasını döndü ve sınava çalışmaya devam etti. Çene'nin benimle uğraştığı konudan sanırım daha önce bahsedeyim ama anlatayım ben yine de:
Narin ile ben 1. dönemden beri yazılı zamanları kütüphanede çalışıyoruz. Daha önce herhalde yüzlerce kez söylemişimdir herkese; sınıf çok gürültü. En başında susturmaya çalıştık ama baktık dinlemiyorlar bizde kolaya kaçtık açıkçası, onlarla mı uğraşmak zorundayız sanki... Neyse bu Çene hanımefendi 1. dönem bizim bu işimizi sabote etmeye çalıştı baya bi ama başarısız oldu. Bugün Narin ile ben matematik sınavına çalışmak için izin alacaktık ki artık kütüphanede çalışmanın yasak olduğunu öğrendik! Hayatınızda böyle saçma birşey duydunuz mu hiç? Ben bu olayın milletin çekememezlik şikayetlerinden ya da 12'lerden kaynaklı olduğunu düşünüyorum. 12'ler neden mi? Bu bizim okulun tembel 12'leri neredeyse senenin başından beri okula gelmiyorlardı bu sebeple onların sınıfları kirlenmesin diye kitleniyordu. Lys yaklaşmaya başlayınca Ygs de burnu sürten 12'ler okula gelmeye başladı ama bir geliyorlar bir gelmiyorlar ya da dışarı çıkıp top oynuyorlardı dolayısıyla da sınıfları kitli kalıyordu. Sonra 12'ler de kütüphaneyi sınıf bellediler. Çalışacakları nadir zamanlarda oraya geliyorlardı. Biz de malum sınav haftasında kütüphanede olunca bize söylenmeye başladılar. İşte bu nedenle şikayet etmiş olabilirler. Neyse ben bu ihtimaller üzerinde sesli düşünürken Narin ile bu Çene başladı "hakka giriyordunuz" polemiğine yine. Ben normalde laf dalaşına girmem bu kızla ama iyice sinirim kalktı ve laf kavgasına döndü olay. Narin n'aptı desem beğenirsiniz: her zamanki çenesini kapalı tuttu. Önce beni susturmaya çalıştı ve sonra temelli sustu. Sınavdan sonra gittim konuştum Narinle ve o kendini haklı görüyor. Daha önce ona anlattığım bir hikayeyi örnek gösteriyor ama yine de adamakıllı iki söz etseydi bir şey demezdim. Küsüz şimdi onunla. Hiç sevmem ben küs olmayı ki zaten o küstü sanırım. Ben de sesimi çıkarmıyorum çünkü bıktım bu sessizliğinden...
Hadi Gittim ben :)

Öyle işte ^^

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Ah Gerçekten mi :)

Bugün itibariyle sınav haftasına girmiş bulunuyorum. Bloğuma sık sık sınav haftalarımdan bahsetmiştim yani az çok o yazılarımı okuyanlar sınav haftalarımın pekte olaysız geçmediğini bilir. Ve gün itibariyle olaylarım başlamış bulunmakta. Şimdi sınıfımda geçen yıldan beri gıcıklaştığımız(N. ile bana karşı gıcık oluyorlar bizde onlara) bir kız grubu vardı ve hepsiyle teker teker 1. dönemden ber iyi anlaşmaya başladık ama bir tanesi halen hafiften iğnelemeye laf atmaya devam ediyordu. İşte o kız bugün resmen patladı :D Sınıftakiler edebiyat ve dil anlatım dersimizi hep sabote ediyorlar; konuşuyorlar, derste tartışma çıkarıyorlar v.s.(bu durum çoğu dersimiz için geçerli)(edebiyat ve dil anlatım defterimizde hocamızda bir). Tabi sabotajcı sınıfımızda adamakıllı not alan bir ben bir de N. olunca sınav öncesi sınıf kapımızı aşındırıyor resmen. Sonunda bıktım ben bu durumdan; ne derste susuyorlarlar ne de derste not alıyorlar sonra da bizi enayi yerine koyuyorlar, N. ile karar verdik ve 2. yazılılardan beri sınıftan kimseye bu iki dersin defterini vermiyoruz. Sınıfta resmen millet takmış durumda bu deftere. İşte bu gıcık olduğumuz kız(ona Çene demek istiyorum :D ) kendi aklınca bizden defter almak çabalarında ve biz kesinlikle vermeye niyetli değiliz, hem de hiç. Neyse bugün sınıftan bir çocuk gitmiş bu iki dersin hocasına edebiyat sınavında çıkacakları istemiş, hoca da buna vermiş soruları. Bu çocukta sınıfa getirdi sonra Çene aldı kağıdı ondan incelemeye başladı. Ben "Çene, kağıdı versene bende bir bakayım" dedim sonra Çene ne derse inanılmaz şaşırırsınız "Sen defterini ver bende sana soruları vereyim". Hadi yaaa, alemin akıllısı sendin değil mi canım?! Ben de tabiki "Hayır." dedim o da daha pişkin pişkin "O zaman ben de hayır." dedi. Nasıl sinirlendim ya. Hayır normalde sınıftaki herkese defter veririm(2 kişi hariç, onlara kesinlikle defter vermem) ama olayı bu duruma sokan kendileri birde tutup bana cimri manyak muamelesi yapmaya hakları yok. 
Neyse efendim durumu N. ile konuştum o da doğal olarak sinirlendi, sonra direk hocamıza gittiieeğğğkkk :D Hocaya durumu anlattık, e hocanın sınıfta tek ders dinleyen sevdiği iki öğrencisi olduğumuz içinde hoca "Boşverin ben size vereyim hemen soruları, zaten onlara soruları verdikten sonra hazırladığım için sınavı birkaç soru da farklılık var. Sakın ha onlara vermeyin soruları." dedi :D Neyse bu olayda böyle sonuçlandı, hayırlısı bakalım edebiyat yazılım Cuma'ya nolacak o zaman göreceğiz :D
(Gif de: Ah Gerçekten mi? yazıyor)
Hadi kaçtım, ders çalışmaya gidiyorum ;)
Öyle işte :)

19 Şubat 2014 Çarşamba

Karmakarışık |:-B (Okul yazısııı :) )

Başlıkta yukarıdaki ifadeyi yapmaya çalıştım ama benzedi mi bilemiyorum :D
Pek saçma ve karışık bir okulum var yahu. Bir gün içersinde bile pek çok saçma olayla karşılaşabiliyorsunuz. Birinin işi dedikodu, birinin işi iftira, birinin işi sevgili v.s. örnekler çoğalır gider. Ha keza aralarında ders çalışmak derdi olanlarda var ben ve N. ile beraber koca okulda toplasan 15 kişi(koca okul da hepi topu 250 kişi mi ne :D ). Bu karmakarışık minik topluluk içinde olan bitenler ne kadar şaşırtıcı olabilir ki diyebilirsiniz ve haklısınız tebi ama ne bileyim bana şaşırtıcı geliyorlar :D
Eğer Türkiye'de liseler arası bayılma şampiyonası olsaydı bizim okul açık ara geçerdi tüm liseleri :D Daha dün birisi bayıldı. Valla bu sene herhalde 8-10 tane bayılma vukuatı oldu. Olayın komik yanı biylojicinin bunlarla dalga geçmesi. Adam biliyor tabi işin sahtekarca olduğunu :D E napcaan onlarda haklııı, ders çalışmaktan(!) mecalleri kalmadı e yazııık...

Sonracıma geçen hafta okula yeşil çay götürmüştüm, kendim demlemiştim ama pek tutturamamışım demini, fena halde acı olmuş. İşte ben bu aşırı demli çayı okulda içerkene sınfıtan bir çocuk da istedi çaydan, su şişesine birazcık çay doldurdum bende(Bu çocuğun çok saçma bir karakteri var. Nasıl anlatıyım; sınıfta birisi birşey mi yiyor hemen koşuyor o da istiyor mesela.) Herneyse çayı öyle bir demlemişim ki rengi koyu sarı. Sonra da kızlar gülmeye başladılar :D Çişe benzetti herkes, yani bir kısmı için ben öyle sanıyordum. Sonra sınıfa başka bir çocuk girdi o sırada tepkisi şu:
-Yuh oğlum okulda ne içiyorsun!
-Ehehe, yeşil çaay~~
-Haa, yavaş yavaş içince sen; ben de ne sandım eheheheh
Akıllı varlık içtiği şeyi bira sanmış. Şok oldum resmen ya, o sırada beyni yakınlardaymış ama bir türlü ona uğrayamamış sanırım -.-"

Hah! Bir de arama olayı vardı. Hani okullarda telefon, kulaklık, makyaj malzemesi, sigara falan bulabilmek için hocaların çıktığı heyecanlı arayış varya ondan bahsediyorum :) Bizim okulda "arama yapılacak" denildiği anda herkes birşeyini saklamaya başlar. Saklayacak eşyası olmayanı bile panik kaplar. Halbuki kimse sormuyor "bunu hocalardan mı duydun?" diye. Çünkü genelde yalan oluyor bu arama uyarısı. Geçenler de yine bir "arama var" lafı dolaştı ortalıkta. Bir baktım bizim sınıftaki erkekler ve diğer 11. sınıftaki erkekler toplandı, birisi cam kenarına çıktı ve tavandaki tabakaları kaldırıp ne saklayacaklarsa oraya saklamaya başladılar. Bizim koridordaki tavanlar bir iskelet üzerine yerleştirilmiş tabakalardan oluşuyor, bilmem anlatabildim mi :D Hayır nerden gelmiş öyle bir yere saklamak akıllarına :D Okul bu sene aramalar konusunda 10 level aynı anda atladığından dolayı öğrencilerde otomatik olarak level atlıyorlar tabii :D

Birde dert yanayım öyle gideyim bari :D
Sanırım insanlar benim ciddi olup olmadığımı anlayamıyor. Sabah sınıftan kızın birine bir şaka yaptım nasıl ciddiye aldı nasıl ciddiye aldı anlatamam. Suratı düştü, tepkileri değişti; neredeyse özür dileticek bana. Şakadan kastımda "heey sırada önüme neden geçiyorsun" manasında... Çok mu poker face'im** bir anlasam. Sık sık ciddi görünsemde bende gülebiliyorum, espiri yapabiliyorum. Allah'ınızı seversiniz aklınızdan zorunuz mu var? Nedense bana çok yakın olanlar dışında kimse tepkilerimi ve laflarımı tam olarak anlayamıyor...
Sonra bide o kız benimle tekrar konuşmasın mı? Ne sanıyor bu kız kendini acaba -.-"

**Poker face: Eğer duygularınızı yüzünüze profesyonelce yansıtmıyorsanız yani bu benzetmenin asıl yapıldığı poker masasında elinizin iyi mi kötü mü olduğunu belli etmiyorsanız poker face'sinizdir.
Mesajımızı da verip gidelim(Tabi ki ciddi değilim bu laf hakkında :D ) :D
Öyle işte :)

19 Ocak 2014 Pazar

"Yoruldum~~" Bir Sınav Haftası Bitiş Klasiği :D

Merabalar :) Sınav haftası cuma günü tamamen bitti, o gün ben ölü gibiydim :D Bu garip haftadan kısa kısa notlarım var sizlere :)

Bir sınav klasiğidir; hani sorunun cevabı dilinin ucundadır da hatırlayamazsın sonra da defterindeki o bölümü hayal edersin hatırlamak için ya, çok yaşadım ben onu :D Ama kaç tane soruyuda öyle yaptım, sınava hazırlanırken defterden çalışmak önemli bence o yüzden :)
Allah sizi inandırsın öyle iğrenç bir felsefe yazılısı olduk ki! Hani önceden facede dolanan bir resim vardı ya "Bu sandalyenin yokluğuna inandırın beni" diye bir soruluk bir felsefe yazılısı, hah bize de hoca benzerinden yaptı -.-" Bizim sınav sorumuz şu(öyle ki ezberledim yani siz anlayın) "Kant'ın bir sözü var, "Kavramlar algısız boş, Algılar kavramsız kördür." bu sözü ve hangi akımdan etkilendiğini açıklayın." Af buyur?!? Uzun bir düşünme süresinden sonra yarım sayfa birşeyler yazdım ve kağıdımı verdim işte. Hayır ben felsefeyi severim ama felesefeyi hikayelerde, romanlarda okumayı severim; o Kant denen adam "öyle saçma bir laf söyleyeyim ki millet birşey dedim sansın" diye söylemiş bence bu sözü... E-okul'dan notuma baktım, 85 vermiş uyuz hoca...
Hani önceden bahsettiğim kızlar vardı ya, sınıfta beni uyuz eden. O kızlar(özellikle bir tanesi, zaten iki kişiler) bütün hafta boyunca deli ettiler beni ve N. yi(arkadaşım). Sınıfımı pek sevmiyorum zaten, bunun en büyük nedenlerinden biriside milletin birbirini yüz üstü bırakması ve birde laf olsun diye okumaları yetmezmiş gibi sınıfta çalışmak isteyenide engellemeye çalışmaları. Şimdi açıklayayım bunu: Sınıftakiler topluca, hocadan sınava çalışmak için izin istiyorlar ama kimse çalışmıyor ve hatta çene çalıyorlar. O beni uyuz edenler ise çalıştıklarında önüne gelene carlıyorlar, çalışmadıkları zamanda fena halde gürültü yapıyorlar. Arkadaşımla bende bu cümbüşte ders çalışamıyoruz çünkü çok gürültü oluyor. Bizde çözüm olarak hocadan izin alıp kütüphaneye iniyoruz ve orada çalışıyoruz. Bütün hafta boyunca "onların haklarına girdiğimizi" ötüp durdu o iki "müthiş insan(!)". Hatta sonunda müdahale etmeye kalkıştılar. Edebiyat dersinde biz kütüphaneye inmiştik, bunlarda hocaya demişler ki "bizde ders çalışmak istiyoruz, kütüphaneye inicez" ve tabi hoca da izin vermemiş(neden izin vermediğini bilmiyorum hocanın ama, hocanın sevdiği öğrencilerdeniz arkadaşımla ben, belki de onlar yanımıza gelip bizle uğraşmasın diyedir; bilemiyorum..). Bu ikisi içinde beni en çok uyuz edende sınıftan bizi çağırmak için çıkmış, şansa bak ki ben o gelemden önce lavaboya gitmiştim ve döndüğümde arkadaşlarım(N. ve bir arkadaşım) eşyalarını toplamış kalkıyorlardı. Ne olduğunu sorduğumda "Hoca bizi çağırıyormuş" dediler. O kız gözleri sinirden kızarmış bir şekilde gelip demiş bunu onlara ama ortada böyle birşey yok(yani hoca bizi çağırmamış). Ben önce olayın şokuyla eşyalarımı topladım sonra aklım yerine geldi ve heyheylendim iyice, hem onlar kim de istediklerini yaptırıyorlar bize!? Okul idaresinde ki hocamıza gittik olayı anlattık felan o da edebiyatçıyı arayıp görüşeceğini söyledi ve biz ders çalışmaya döndük. Bu olayda biz kimsenin hakkına girmiyoruz çünkü; eğer o dersin hocasından izin alırsak ve idareden bir hocaya da haber verirsek kütüphanede çalışmaya inebiliriz. Ayrıca onlar hak hukuk konusunda en çok laf yapan insanlar ama her haltı da barındırıyorlar, ne diyeyim artık bilemiyorum... (Resimdeki sözlerde o en gıcık olduğum kızın sözleri. Kız varya geçrekten sıyırmış, kendi derslere çalışıyor sonra "Eyvaah~Yarın filanca sınav var" diye millete psikolojik baskı yapmaya çalışıyor hatta bazen bunu yalan söyleyerek de yapıyor "ben filanca konuyu hiç çözemiyorum, sınavda naapcam yaaa~~" Yaaa, görün nasıl manyaklarla uğraşıyorum tüm gün -.-")
Amaan neyse. Karne notlarıma geçelim :D Yoğun çalışmalarım sonucu karnemde 1 tane üç, 2 tane dört ve 12 tane beş var :D Ayyy takdir alırsam havalara uçucam, çünkü lisede ilk defa takdir almış olucağım :))
Unutmadan birşey daha söylüyecektim, sınav haftası bir yöntem kullandım: "Mutluluk satın almak". :D Sınavım kötü geçtiyse kantine gidip çikolata yiyorum, hasta mıyım neyim yaa :D
Yazımı sizi sıkmak istemediğimden dolayı burada bitiriyorum, hadi görüşürüz >.<
Not: Karikatürler benim çizimimdir :) Çok güzel çizdiğimden değilde, söyleyim dedim :D

Öyle İşte :)

7 Ocak 2014 Salı

Zorunlu Okunacak Kitap Listesi #1 - Fareler ve İnsanlar Kitap Özeti

Okulda bize bir kitap listesi verildi. Bu listedeki kitaplar zorunlu okunacak demediler ama, sene sonunda bu kitaplardan sınav yapacaklarını ve ayrıca tüm hocaların okuduğumuz kitap listesini not olarak değerlendireceğini söylediler. E sonuç olarak zorunlu oldu liste :) Liste fena değil aslında. Okuyoruz işte :) Kitap özeti serisi yazma nedenim ise, kafamda daha kalıcı olması. Madem özet çıkarıcam dedim bari bloğa da yazıyım :) Ha ayrıca sanırım bu listeyi MEB oluşturmuş. 
Bloğumda kitaplar için ayrı bir sekme oluşturdum :)
Bu yeni yazı serim kısıtlı olucak tabi, listede kaç kitap varsa o kadar sayıda yazı olucak. Sonra talep olursa okuduğum kitaplar hakkında yorum yapıp özet çıkarabilirim tabi.
Bide son olarak bu dizide kitap hakkında önce kısa bir yorum sonra da özet yazacağım. Özet kısmında kitabı anlatacağımdan dolayı kitabı okumak isteyen kişilerin okumamasını tavsiye ederim :)

 Duygu tasvirlerinden tutun, çevre tasvirlerine anlatımı harika bir kitap. Dili gayet anlaşılır ve kitap da oldukça ince: 126 sayfa. Kitabın sevmediğim tek yanı şu; çok fazla genelev ve içkiden bahsediyor. Özellikle genelev konusunu oldukça mantıklı birşeymiş gibi göstermeye çalışıyor(çok mantıklı birşeydir emin(!)).  Okuyup okumamak arasında ikilem yaşarsanız okuyun derim: melankolik bir havada değilseniz tabi çünkü kitabın sonu mutlu bitmiyor maalesef :(



-----UYARI! Kitabı okumak isteyenler buradan sonrayı okumasın!-----

Lennie ve George, beraber çiftlik çiftlik dolaşıp yük taşıyarak para kazanan ana karakterlerimizdir. George zeki ve sinirli, Lennie ise aynı bir çocuk gibi saf ama oldukça kuvvetlidir ayrıca güzel bulduğu herşeyi okşamayı sevmektedir(fareler, tavşanlar, köpekler, kumaşlar, saçlar..). Lennie çok saf olduğu için başını sürekli belaya sokmaktadır. Lennie, her başını belaya soktuğunda da George la beraber bulundukları çiftliği terk etmek zorunda kalmaktadırlar. Kitabımızdaki olayın geçtiği çiftlikteki karakterler ise: Slim(arabacıların başı, çiftliğin sözü değer gören kişisi), Yaşlı Candy(Çiftlikte yaşadığı kazadan dolayı bir eli yok ve bu yüzden çiftlikte ona iş vermek zorunda kalmışlar, George ve Lennie'nin çiftlik hayalini öğrenince onlarla ortak olacaktı), Carlson(George ve Lennie ile aynı işi yapıyor, bence vizcdan diye birşeye sahip değil ayrıca Luger tabancası var :/ ), Crooks(kambur, zenci olduğu için dışlanıyor, seyis), Whit(kitabın niteliksiz karakteri, işi Carlson ile aynı), Curley(çiftlik sahibinin oğlu, bulunduğu bölgede hafifsiklet boksör olarak nam yapmış, sinir hastasının teki) Curley'nin karısı(çiftlikteki adamlarla uğraşan bela bir kadın). 
George ve Lennie bu çiftliğe geldikten sonra Yaşlı Candy'i hayallerindeki çiftliğe ortak ederler. Lennie'nin sevip okşayabileceği yavru bir köpeği bile olur hatta. Sonra olaylar kızışmaya başlar. Curley, zaten ilk andan itibaren Lennie ile uğraşmaktadır. Bir süre sonra Curley, Lennie'ye sataşır ve Lennie onun elini kırar ve bunu sadece Curley'nin elini sıkarak yapar. Bu olaylardan sonra Curley'nin karısı Lennie'nin yaptığından memnundur çünkü kadın, kendi hayatından kurtulmak için Curley ile evlenmiştir ve Curley'den nefret etmektedir. Curley'nin karısı Lennie ile çiftlikte konuşmaya gider, kadının saçlarını çok yumuşak bulan Lennie onun saçlarını tutup bırakmaz. Kadında çığlık atar. Lennie o sırada kadının ağzını ve burnunuda kapatır. Kadın kurtulmaya çalıştıkça kadını sarsar ve istemeden boynunu kırar(o kadar güçlü yani). Panik yapan Lennie kaçtığında saklanması için George'un söylediği yere gider ve George'u bekler. Ama çiftliktekiler öldürmek için Lennie'yi aramaya çıkarlar ve George'da kendisinden şüphelenmemeleri için onlarla beraber gider(Yanına da Carlson'ın Luger tabancasını almıştır.). Herkes Lennie'yi ararken de, Lennie'yi o tabanca ile vurup öldürür(Carlson'ın, Yaşlı Candy'nin köpeğini öldürdüğü teknikle.). 
Sonuç olarak hemen hemen herkes için son kötüdür: George'un hayalleri suya düşmüştür ve arkadaşını kendisi öldürmüştür(muhtemelen diğerleri onu acı çektirerek öldürmesin diye öldürdü ama her halükarda kaçabilirlerdi de.), Candy'nin o çiftlikten kurtulup kendi toprağına sahip olma haylleri suya düşmüştür, Curley'in karısı öldü zaten(hem Curley hem de karısı için kötü), Crooks yine yanlız. 
Kitabın bana hissetirdikleri:
Herkesin içerisinde saf, panikleyen, unutkan ve birazda aptal bir Lennie var bence.
Kendisini dışardan soyutlayan ama aslında soyutlamak istemeyen Crooks lar var hayatta bence.
İnsanlar, George gibi sinirlendiklerinde istemedikleri şeyler söyleyebiliyorlar ya da çaresiz hissettiklerinde yanlış şeyler yapabiliyorlar.
Hayatta Carlson gibi duygusuz ve lüzumsuz insanlar da var maalesef.

Kitaptaki konu çok uzun olmadığı için nasıl özet çıkaracağımı tam bilemedim, kusuruma bakmayın ^^


Öyle işte... :)

6 Kasım 2013 Çarşamba

Allah Bir Çene Vermiş...



Merhaba Okur! Nasılsın, iyisin inşaallah :) Ha, beni sorarsan çokta iyi olmadığımı düşünüyorum. Neden mi? Dur bak anlatıyorum..
Şimdi olaya ben bir hafta önceden başlıcam ama neden çünkü bir kopukluk olmasını istemiyorum. Ama asıl olay bugün oldu.
Şimdi efendim geçen hafta çarşamba günü bizim yazılı haftamız başlamış oldu. Bizim için yazılı haftası tam olarak diğer okullarla aynı olmuyor. Geçen yıl bütün sınavlar bir haftaya sıkıştırılırken bu sene; geçen hafta çarşambadan bu hafta cumaya kadar düzenli olarak yayılmış şekilde oldu bu sınav haftamız ve halen devam ediyor(ha bence bu şekilde biraz daha iyi oldu çünkü geçen sene bir gün de 2 sınav oluyorduk bir hafta içinde, ama bu yıl bir gün 1 sınav diğer gün 2 sınav şekilde oldu.) Neyse işte bütün sınıflar birbirine karıştırılarak yapılıyor yani yok öyle sınıfımda, sınıf arkadaşlarımla sınav olayım(kopya çekip sınavlarımı yükselteyim :D ), olmuyor işte :D Aslında bir bakıma iyi birşey işte yani bu durum, kopya çekicek olan yine çekiyor(kopya yazım için tık tık ) ama kendi sınıfında kopya çekmekten bambaşka bir kopya çekmek oluyor o kopya olayı(Linkteki yazıyı okuduysanız azıcık fikir edinmişsinizdir. Çok mecbur kalmadığım sürece kopya taraftarı birisi değilimdir ama diyorum ya bazen çok lazım olur ya, kopya o zamanlar için işte :D ). Herneyse işte okula yeni gelen müdür ve yeni gelen pekçok hoca kopya çektirmemek için bin bir türlü öğrenciyle baş ediyorlar ama öyle böyle değil bildiğiniz ince eleyip sık dokuyorlar ve yakaladıkları an gağdın depesine yapışdırıyorlar gırmızı ka yı(kağıdın tepesini "kırmızı k" harfi yazıyorlar :D). O "kırmızı k" harfi e-okul a geçen bir "k" harfi oluyor yani Meb'in bile sizin kopya çektiğinizi öğrenmesi oluyor ayrıcaaa kağıdınız da hoca tarafından okunmuyor(100'lük bile olsa). Yaaa işte nelerle uğraşıyorlar, hayır sorsan Meb'de ki amcaların hepsi lisede kopyanın alasını çekmiştir :D Neyse işte bugün okuldan bir kızın da kopyası yakalanmış ve kağıdına "kırmızı k" yazılmış(Niye özellikle "kırmızı k" diyorum? Çünkü müdür habire bastıra bastıra söyledi bu özelliği de ondan, gıcık oldum...)  Heh işte o kız okulda baygınlık geçirdi; artık gerçek mi yalan mı bilemem ama herşeyi abartan bir kız olduğunu özellikle söylüyeyim.

 Tabi bugünün asıl olayı o kızın baygınlık geçirmesi değil, banane ki yalancıktan bayılmalardan :D Bugün 2 sınavımız vardı Tarih ve Fizik. Tarih sınavında tarih kağıdımın tamamını doldurdum ama bir yerde şüphe duydum, aklımda ki başka birşey de olabilir mi diye. 
Hadi naaptım bilin bakalım. Ay uf tamam kopyaya bakmasaydım ve aklımdakini yazsaydım yine 100 alıcaktım biliyorum ama baktım işte kağıda ama zaten aklımdaki doğruymuş. Sınavdaki görevli hoca da çok sevdiğim bir hoca ve gördü kopyamı, aldı kağıdımı ve kopyamı ama kağıdıma "k" yazmadı. Çünkü kopya çekmiş olmuyordum ki, kağıdım zaten tamamen(hatta ekstra bilgilerle) doluydu ve o kontrol için baktığım şeyi zaten ezbere biliyordum ama tereddüte düşmüştüm işte. Sınavın çıkışında hocaya yalvar yakar o kopya kağıdında yazan bölümü ezbere söyledim de inandırabildim kendime, yoksa bide yalancı olucaktım. Ha ayrıca tarihten 100 aldım :) (kendi hakkımla aldığım harika 4 tane 100'üm var şuan :) )

Tarih sınavından sonra dün gece bir türlü çalışamadığım fiziğe deli gibi çalışmaya başladık arkadaşımla. Hatta öğle yemeğine de çıkmadım arkadaşımla ders çalışırken atıştırdım birşeyler. O kadar fazla çalışıcak şey vardı ki bir türlü yetiştiremedim; eksik kalan bölümler oldu ama şükür ki onlar sınavda çıkmadı. Ama sınavda yaşadığım stresi bir ben bilirim bir de Allah. Heh işte başlığımızda ki ana ucube kahramanımız burada çıkıp geliyor. Bu çocuğa bir isim verelim, adı Ehliyet olsun. Neden ehliyet dediğimi de açıklayayım: Bu çocuk aslında benden 1 yaş büyük(ki görüntüsü kesinlikle daha ilköğretim ya da lise 1 gibi dursada) ve aslında okulu bırakmış bu zat-ı fuzuli(gereksiz kişi) ama gelin görün ki yeni yasalarda ehliyet almak için lise diploması lazım gelince okula geri dönmüş. Böyle saçma bir hikayeden uydurdum bunun Ehliyet ismini yani. Bütün bunlarıda lise 1 de ki kardeşimden duydum, Ehliyet onun sınıfında da. Yazık garibime yaa, ben bir ders bile dayanamadım bu Ehliyet'e yahu. 

Neyse efendim sınava girdik işte. Benim fizik sınavım var, bu Ehliyet'in de arapça sınavı varmış. Hayır arapça sınavını da sürekli çene çalarken söylediklerinden anladım. "Hocam yea, ben arapça okuyabiliyorum ama yazamıyorum yea, okunuşuyla yazsam olmaz mııı?" hayır bir ders bunu söyledi durdu, sonra habire birileriyle konuştu. Hayır, mükemmel(!) hocamızda sohbete katılınca zaten dellenen ben iyice dellendim. Dayanamadım "Hocam biraz sussak" dedim kibarca, hoca susturmaya çalışırmış gibi yaptı. Biraz sonra yine bir sohbet ortamı oluştu, ben o sırada sorularla boğuşuyordum resmen. Sorular bence o kadar zor değildi ve belki ben bu sınavdan da 100 alabilirdim ama saolsunlar soruyu çözmeme bir güzel engel oldular. Ayrıca ara ara gelip 10. sınıfların kimya sınavında eksik yazdığı bölümleri tamamlayan Kimyacı da cabası. 
Sınavın sonuna doğru bu Ehliyet denen çenesi düşük, daha yüksek sesle konuşunca sonunda bağırdım buna "YETER ARTIK SUS! Bİ FİZİK ÇÖZDÜRTMEDİN!" dedim ve anında sesi kesildi. Neden en başında bağırmadım diye pişman oldum ama son pişmanlık bir çare etmiyormuş işte. Saolsun fizikten sanırım 60 civarı birşey alıcam hatta 60 alırsam şükredicem. 
Mesele, madem okuyup bir yerlere gelme niyetin yok gelme okula. Bıktım böyle insanlardan. Hayır yani insanlar için okul o kadar lüzumsuz görünüyor ki. O çok bilip konuşan ağızlarına kürekle vurmak gerek bence. Sen okumak istemiyorsan söyle babana; erkek isen sanayiye, kız isen kocaya versin de düşün bir yakamızdan. 

Oh be anlatınca rahatladım cidden. Saol be bloğum ve okurum :)
Öyle işte.
 
Not: Amma doldum birgünde ya..
Dip Not: O uyuz çocuğa isim verdim çünkü yazımı hakaret içerikli yazmak istemedim ^^
Derinliklerden Bir Not: Şu aralar fuzuli(gereksiz, luzumsuz) kelimesini kullanmayı pek sever oldum. 
Ozzy Osbourne - Dreamer deyip gideyim ben ^^

13 Ekim 2013 Pazar

Sınıfta Kavunbol !! :D

Okullar açılalı 1 ay oluyor ve ben okul hakkında yazı yazmamışım, şaşırdım doğrusu :D İlla ki yazardım yani :D Başlayayım artık bir yerinden :)

Bilmeyenler için söylüyeyim şuan 11. sınıftayım. 2 sene sonra üniversite sınavına giriceğim ve tıp düşünüyorum... Ayrıca söylemeden edemiyceğim, şimdi ben sınavdan bahsedince bide nereyi düşündüğümü söyleyince herkes aman şöyle çalış aman böyle çalış diye nasihat edip duruyor, lütfen ama lütfen şahsınız tarafından denenip gerçekten yüksek puanlar elde edebildiyseniz tavsiye verin. Hayır yani misafirlikte bile nasihat alır oldum...
(Paintte hazırlanmış acıtasyon fotosu :D )
Bu nasihat eden deneyimli(!) insanların yanında bonus olarak; ders çalışıp çalışıp gözüme sokmaya çalışan sınıf arkadaşlarımda var tabii(2-3 kişiler). Hayır varya bunlardan sadece 1 tanesi en çok sinirimi bozan, o da geçen diyor derste "Hocam yeaa, sınıftan kime ne olmak istediğini sorsanız hemen hepsi yüksek yerleri söylüyor ama hiç kimse çalışmıyor. Sadece ben çalışıyorum huhoğhuhoğ" Ayyyyy!! Bizim az çalıştığımız ders dert olmuş bunaa.. Hayır varya dersleri gayet iyi kavrayabilen ben, sırf şu uyuz kız yüzünden derse odaklanamıyorum yaa. Şimdi bu zekaküpü(!) arkadaşımız dershaneye gidiyor ve hoca ders anlatırken pat hocanın lafına karışıyor felan. Hayır, bizden önce öğrenmiş olmak sana ne katıcak bacım?! Ders çalışmıyor değilim. 1 ay oldu evet biliyorum, evet tıp istiyorum ve yine evet çok çalışmalıyım.... Henüz tam düzen oturtamadım ama test çözüyorum, konuları tekrar etmeye çalışıyorum sık sık. Öyle yaaa, fena gitmiyor 11. sınıf işte..
Heh. Ders muhabbeti bittiğine göre başlığımızdaki konuya gelelim artık :)
Okulda bazı arkadaşlar yemekhanede yemek yemiyorlar, yemeklerini evden getiriyorlar. Sınıfın en çocuk karakterli, en hiperaktif kızıda öğle yemeği için küçük boyutlarda kavun getirmiş :D sonra sınıfta bu kavunu birbirlerine fırlatmaya başladılar :D Hayır ne cins bi sınıftayım ben yaa, herkes katıldı resmen bu oyuna :D Ben ve birkaç kişide gülmekten oyuna katılamadı :D ( Kavunbol=Voleybol :D )

Yaa okulu seviyorum sevmesine ama bazı insanlar varki okulu çekilmez hale getirebiliyorlar. Mesela o kavunu getiren kızın enerjikliği güzel ama beni o kadar gıcık eden halleri varki hatırlamak bile istemiyorum. Daha pek çok kişi var okulda böyle olan ama son 2 yıl; biraz daha sabredeyim ve çalışayım kurtulucam liseden :D (Herşeye rağmen pozitif olan Zen :D )


Öyle işte :)

24 Nisan 2013 Çarşamba

"Sınıfça işbirliği yaptık"

"Miraba cınım. Sınıfça işbirliği yaptık, yarın okula gitmiycez. Sende gitme yoksa mal gibi ortada kalırsın. Oldu mu tatlıııımm?"

Yanlış anlamayın yukarıdaki sözler arkadaşımın arkadaşça sözlerinden benim çıkardığım anlam. Kızla aram iyi ve iyi niyetinden söyledi biliyorum. Bir dakika, önce mesajın aslını yazayım:


"Yarın sınıfça okula gitmiycez, sende gitme tamam mı?"

Sorun şu:

Ben bu okula nakil olurken bir sıkıntı yaşadım. Eski okulum 1 hafta boyu dosyamı yeni okuluma göndermedi ve bununla beraber benide yok yazdı. Gereksiz yere kayıtlara geçen devamsızlığım oldu üstelik ben yeni okuluma gidiyordum. Ha bu sebepten devamsızlığım fazla. Yani sadece o 4-5 gün değil, hasta oldum gitmedim v.s. o devamsızlıkla beraber arttı tabi. Durum böyle olunca devamsızlık yapmamam lazım; en azından raporsuz. Bu sebepten yarın(bunu 23 Nisan gecesi yazıyorum) okula gitmeliyim ama arkadaşın bu mesajından dolayı gitmiyorum. Düşüncesi bile kötü: bütün okul bomboş ve okula gitmişim.

Hani okula gitseler ne çıkar sanki. Millet okulu ekmek için neden arıyor yahu. Sırf şu yapayalnızlık hissi çekmemek için gitmiyorum okula. Olaya bak ya!


18 Nisan 2013 Perşembe

Sakarlıklar Kraliçesi Bendeniz -.-"

Eveeet~~ İşte o konu: Sakarlıklarım... Hepsini anlatsam cilt cilt seri yaparımda ben özet geçeyim :D Ya tamam o kadar da kötü değil durum ama bu okula geldim geleli sakarlıklarım aldı başını gidiyor. Sakarlıklarım en çok okulda oluyor. Mesela evde bir sürü bardak çayı tek tepside hiç dökmeden taşıyabiliyorum ama okulda düz yolda yürüyemiyorum. Hiçbir yerde yapmadığım sakarlıkları okulda yapıyorum ve hatta hiç görmemesi gereken kişilerin önünde oluyor bu.. Hadi arkadaşların önünde olunca iki dalga geçiyorlar bitiyor ama... Hatta daha dün olanı anlatayım:
İngilizce dersinden çıktık, hocayla beraber merdivenlerin o tarafa doğru yürüyordum, sırtımda da çantam vardı(her ders için başka sınıfa gidiyoruz: ingilizce sınıfı, biyoloji labaratuarı v.s.). Hocayla konuşmam bitti döndüm tam yürüyücem bir baktım çantam tema kutusuna takılmış, kutuyu arkamda sürüklüyorum. Kutuda dana kadar, kartondan. Zaten bu olaydan sonra çantamı bir daha tek koluma takmam. O diğer kol süs diye yapıldı sanki şaşkın Zen! Herneyse arkamda arkadaşlar varmış. Kahkaha atarak gülüyorlar. O an ne hissettim biliyor musun?

(Nobody likes you: Kimse seni sevmiyor!)
Bu yetmezmiş gibi arkaların da bizim sınıftan aptal bir çocuk "Allah'ım yaa~~" diye söylenir dalga geçer bir halde yanımızdan geçip gitti. Sonra bahçeye çıktık, bu salak çocuk önceden bizim sınıfta olup eşit ağırlık sınıfına geçen diğer salak arkadaşına anlatıp gülüyorlardı. Bildiğiniz dalga geçme konusu oldum resmen yaa~~ Birde onun arkadaşı öyle uyuz birisi ki. Herkesle dalga geçen ve kendini mükemmel sanan birisi... Tabi ben ağır ablalığımı koruduğum sürece yüzüme karşı hiçbirşey diyemiyorlar o ayrı mesele :)

Sonra aynı gün merdivende tökezledim, ama düşmedim. Kimseye görünmeden koşarak yukarı çıktım. Allah'tan tam dönemeçteydim yoksa herkes görücekti. Arkadan arkadaş geliyordu. Ben kimseye anlatmadım ama o herkese yetiştirdi, "Az daha düşüyordu" diye. O kızın ağzında bakla ıslanmıyor yaa~~ Okula geldiğim ilk hafta ben buna birşey söyledim, diğer tenefüs bütün sınıftaki kızlar biliyordu. O derece yani. Allah'tan sır felan vermedim o kıza. Zaten öyle herkese sır verme huyum yoktur. Güvenim bir olayda sarsıldığı için güvenimi kazanmak çok zorlaştı.. Ha işte o tökezleme olayında da dalga geçme konusu oldum kızlarda.


Sonra yürürken resmen ilk defa yürüyor gibi oldum tabi, her bu düşme vakalarımdan sonra böyle oluyor. Bir sürü düşme olayım oldu da onları yazmıycam vala, o kadar da açık vermemek gerek :)



Öyle işte.. Aslında düşme nedenimi buldum ben galiba. Benim okul eteğim epey uzun ve bu okula geldim geleli bana bolardı: bacağıma dolaşıyor yürürken. Gerçekteeeennn :(



Öyle işte sıkıntılı günlerimde oluyor. Çok mu şikayetçiyim, yok hayır ama en azından sakarlıklarımdan kurtulmayı çok isterim :)

31 Ocak 2013 Perşembe

Birazcık Fotoğraf :)

Eski okulumda çektiğim birkaç resim buldum :) 
Ablamın telefonuyla çektiğim ağaçlar arasındaki güneş: 


Ablamın sınıfının tahtasına beraber birşeyler çizmiştik :) Onu buldum dosyamda, ekleyeyim bari dedim :) Ablamın sınıfındaki kızlar çok beğenmişlerdi :) Bu resmi ablam çekti. :


Birde eski okulumdaki akıllı tahtaların fotoğrafını eklerim bir ara demiştim. Sol tarafı beyaz tahta, sağ tarafı tebeşirli tahta. Beyaz tahtayı sağa çekince lcd gibi görünen akıllı tahta çıkıyor :) Bu resmide ablam çekti :) :

27 Ocak 2013 Pazar

10-B 'nin Yazılı Haftası

Yazılılarımızın bitmesine az kalmıştı. Matematik sınıfında arkadaşlarım tahtaya birşeyler çizmeye başlamıştı. Bizim yazılı haftasında yaşadığımız karmaşayı anlatan bir resim topluluğu :) Bende katıldım onlara eklentiler yaptım :) Sonra arkadaşımın telefonuyla resmini çektim tahtanın :) 
Tahtada:
Matematik, Geometri, Fizik, Kimya, Biyoloji, Edebiyat, Dil Anlatım, Coğrafya, Tarih, Resim, Beden, İngilizce, Arapça, Din dersleri hakkında resimler var :) Leyla ile Mecnun dizisinden de esintiler var hehe :) Üşenmeyip okursanız eğer, eğlenceli bir çiziktirme oldu bence :) Tüm hali ve parça parça hali var tahtanın aşağıda :) 

İyi incelemeler :)
(Resimler tıklayınca büyür.)